Anadilde ibadet konusunda gerek Y.N. Öztürk‘ün, gerekse bu meseleyi hararetle savunan diğer zevatın, görüşlerini İmam Ebû Hanîfe‘nin içtihadına dayandırmaya büyük bir özen gösterdiği dikkat çekiyor. Bu zevata, “Eğer İmam Ebû Hanîfe‘nin içtihadları sizin için gerçekten vazgeçilmez ise, onun diğer içtihadları hakkında niçin aynı tavrı sergilemiyorsunuz?” diye sormanın anlamsız olduğunun farkındayım. Zira onların her biri aslında bütün müçtehid imamları geride bırakacak seviyede bir “kendinden menkul” içtihad mertebesi ihraz etmişlerdir ve böyle olduğu için meseleye İmam Ebû Hanîfe‘nin içtihadından … Devamını Oku
Nûh b. Ebî Meryem-4
İbnu’l-Mübârek, İbn Cüreyc ve Şu’be gibi Hadis ilminin dev isimleri kendisinden rivayette bulunduğu halde Hadis ulemasının Nûh b. Ebî Meryem‘in “hadis uydurucusu” olduğu konusunda ittifak ettiğini söylemek tam bir saptırmadır. Ehlince malumdur ki Şu’be (b. el-Haccâc) sadece güvenilir ravilerden rivayette bulunmakla ünlenmiş bir Hadis imamıdır. İbn Adiyy de onun hakkında “Zayıf bir ravi olmakla birlikte hadisi yazılır” demiştir. el-Muvaffak el-Mekkî‘nin zikrettiğine göre Nûh b. Ebî Meryem vefat ettiğinde İbnu’l-Mübârek, ta’ziye için onun kapısından günlerce ayrılmamıştır. Bütün bunlar, … Devamını Oku
Nûh b. Ebî Meryem-3
Ahmed Naim merhumun da isabetle vurguladığı gibi, söz konusu rivayetin el-Halîlî’nin el-İrşâd‘ındaki (347-8) varyantı şöyledir: “Kur’an’ın sure sure faziletleri konusunda (meçhul) bir adamdan, o, İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan (bir hadis) rivayet etmiştir. “Bunu nasıl rivayet ediyorsun?” dendiğinde, “Çünkü insanlar İbn İshâk’ın megazisi ve başka şeylerle iştigal etmekteydiler. Ben de onları Kur’an okumaya teşvik ettim” dedi.” Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim: Nûh b. Ebî Meryem, biyografisini veren hemen herkesin belirttiği gibi Fıkıh ilmini İmam Ebû Hanîfe’den … Devamını Oku
Nûh b. Ebî Meryem-2
Nûh el-Câmi’ olarak da anılan Ebû Isme Nûh b. Ebî Meryem hakkında merhum Ahmed Naim ve Kâmil Miras‘ın verdiği kısa malumat bile aslında bu zatın bir “taassub”a kurban gittiği konusunda tatminkâr açıklamaları havi iken, aynı taassubu farklı bir zeminde ve katmerli bir şekilde sürdürme kararlılığında olan Y.N. Öztürk için elbette bu zat, saf dışı bırakılması gereken bir “yalancı” ve “sahtekâr” olacaktır. Öztürk‘ün iddiasının şu noktalarda toplandığını görüyoruz: Nûh b. Ebî Meryem, Kur’an‘ın faziletleri hakkında Hz. Peygamber (s.a.v)’in … Devamını Oku
Nûh b. Ebî Meryem-1
Bu yazıyı, sizinle herhangi bir ilgisi bulunmayan “sıradan” bir ravi hakkında kaleme alınmış, bu sebeple “yazılmasa/okunmasa da olur” türünden, bunca cafcaflı gündemin ve hay-huyun arasında “ne alaka!” dedirtecek bir yazı olarak görenler olabilir. Rical ilminin önemi konusunda benimle aynı fikri taşımayan –tabii eğer varsa– bu okuyuculara, yazacaklarımı Y.N. Öztürk‘e “reddiye” olarak görmelerini tavsiye edeceğim. Yani ben bu yazıyı her hal-u kârda yazacağım da, okumakta zorlanabileceklere kolaylık olsun… Öztürk, Anadilde İbadet adlı kitabında (117 vd.) şöyle diyor: “Ebu … Devamını Oku
Ekber Şah Kimdir?
Y.N.Öztürk‘ün, “anadilde ibadet” uygulamasını, “Türk dünyasının hayati meselesi olarak” başlatan kişi nitelemesiyle kendisinden sitayişle bahsettiği Ebu’l-Feth Celâluddîn Ekber b. Hümâyûn, 1526-1858 yılları arasında Hindistan‘da hüküm sürmüş olan Babürlüler devletinin 3. hükümdarı olarak, 1556’dan, ölüm tarihi olan 16 Ekim 1605’e kadar tahtta kalmıştır. Abdülhayy el-Hasenî‘nin verdiği bilgiye göre (Nüzhetu’l-Havâtır, V, 84 vd.) önceleri ulema ve sulehaya karşı son derece saygılı ve ilme düşkün birisi olan Ekber, 1575’te başkent Fetihpur Sikri‘de inşa ettirdiği ve “ibadethane” adını verdiği mekânda Müslüman, … Devamını Oku
Ekber Şah ve Anadilde İbadet
“21. yüzyılda tartıştığımız anadilde ibadet meselesi, “Türk dünyasının hayatî meselelerinden biri” olarak, ilk kez, Hindistan Türk-Moğol Devleti’nin dirayetli hakanı Ekber Şah (ölm. 1605) tarafından ele alınmıştır. “Ne yazık ki, Ekber’in gayretleri, kutsallaştırılmış Arap kültür hegemonyasını yıkacak gücü gösterememiştir.” Yukarıdaki satırlar, “anadilde ibadet“i, Türkiye için ve hatta Türkî Cumhuriyetler için “varlık-yokluk meselesi” olarak gören Y.N. Öztürk‘e ait. (Anadilde İbadet Meselesi, 68) Yapılması gereken, “anadilde ibadet“in, bir önceki yazıda da vurgulamaya çalıştığım gibi, sırf İslam Fıkhı’nın bir iç meselesi … Devamını Oku
“Adem-i Cevaz” ve “Hak İhlali”
Şimdi milletvekili olarak Meclis’te CHP sıralarında oturmakta olan sabık İstanbul İlahiyat Dekanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk‘ün Anadilde İbadet (Çiğnenen Bir Kitlesel Hakkın Savunulması) isimli kitabı hakkında epeydir bir şeyler yazmayı tasarlıyordum; kısmet bugüneymiş… Kitabın bana en ilgi çekici gelen yönü, “anadilde ibadet“i bir “kitlesel hak” olarak ele alması ve o bildik “Arapçılık”, “klikçilik“… edebiyatıyla meseleyi “ideolojik” zemine çekmesi. Bugüne kadar “iki ucu keskin” kılıcını dilediği gibi sallayarak istediği her şeyi, kendisine “sonuna kadar” açılan her türlü … Devamını Oku
Kur’an’da Namaz Vakitleri
Geçen gün bir kardeşim “haberx” sitesinde rastladığı Hürriyet menşeli bir haberden söz etti. Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kur’an‘da “üç vakit” namaz zikredildiğini söylemiş. Haberde aynen şöyle deniyor: “Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kuran’da 5 değil, 3 vakit namazın farz kılındığını söyledi. İsra Suresi’nin 78 ve 79. ayetleri ile Hûd Suresi’nin 114. ayetinde bu konunun gayet net bir biçimde ortaya konulduğunu ifade eden Prof. Ateş, fıkıh (İslam hukuku) okulları ile birlikte 3 vaktin 5 vakte … Devamını Oku
Tabakat Kitapları
“İmam Ebû Hanîfe’yi nasıl bilirsiniz?” diye bir soruya muhatap olsak, sanıyorum çoğumuzun ilk etapta yaşayacağı durum “şaşkınlık” olacaktır. Zira ondan bize kadar intikal eden Fıkhî ve Kelamî miras, Ümmet‘in çoğunluğunu teşkil eden kitlede ortak bir “Ebû Hanîfe imajı” oluşturmuştur: O, yaşayan Sünnî Fıkıh mezhepleri içinde en kadim ve yaygın olanın kurucusu ve Ehl-i Sünnet‘in itikadî çizgisini yansıtan –ve alanında yine “en kadim” olma vasfını taşıyan– risalelerin sahibidir. Ondan tevarüs ettiğimiz Fıkhî ve Kelamî mirasın, yukarıdaki soruyu “anlamsız” … Devamını Oku