Birçok başka konu gibi İbn Teymiyye hakkındaki sorulara da muhatap olmadığım gün yok gibi. Konu hakkında bugüne kadar yazılıp çizilenlerin –dolayısıyla benim yazdıklarımın– sadra şifa olmamasından mıdır, yoksa meselenin tabiatından mıdır, İbn Teymiyye soruşturmasının sonu gelmeyecek gibi… Galiba öncelikle şu temel tesbiti tekrar hatırlamamız gerekiyor: Şari‘den başkasının sözleri alınabilir de, terk edilebilir de. Yeter ki bu “ahz ve redd” faaliyeti, tutarlı ve makul bir “sistem” (bilgi sistemi/metodoloji) muvacehesinde yapılsın. Ancak şunu da belirtmemiz gerekiyor: Hiçbir sistem vahiy … Devamını Oku
el-Kevserî ve “Taassup” İthamı
Salı günkü yazım üzerine İzmir’den A.Tahir kardeşim bir internet adresi göndermiş. el-Kevserî merhumun ilmî çizgisi konusunda o bildik ithamların sıralandığı bu yazının artı bir özelliği daha var: Yazar, el-Kevserî’nin kişiliğine dil uzatıyor. İşte buna “bel altı vurmak” derler. İlmî çizgisini beğenmeyebilirsiniz, taassupla suçlayabilirsiniz; ama el-Kevserî’nin “ayaküstü yalan söyleyen birisi” olarak lanse edilmesi, gayret-i diniyyeye dokunur ve neredeyse ne ismi ne resmi kalmış olan İslam kardeşliğini tümüyle dinamitlemekten başka bir anlam ifade etmez. Elbette el-Kevserî de bir beşerdir … Devamını Oku
“Makâlât”ın Yeni Baskısı ve Taassup İlleti
Hazırlıkları son aşamaya gelen Web sayfasıyla ilgili yazımda M. Zâhid el-Kevserî merhumun Makâlât‘ının yeni baskısının yapıldığını ve bu baskıda, diğerlerinde bulunmayan birkaç makalenin de mevcut olduğumu –aldığım bir duyuma istinaden– söylemiştim. Bahse konu “yeni baskı” elime geçti. Heyecanla incelemeye koyuldum. Ancak birkaç küçük katkı dışında değişiklik göremedim. Eski baskılarda yer almayan makaleler görme beklentim de ne yazık ki hüsranla sonuçlandı. “Yeni” diye eklenen bir tek makale vardı; o da Mukaddimât‘da (127 vd.) yer alan ve Abdullah b. … Devamını Oku
“Tecrid-i Sarih”in Yeni Çevirisi
İlk yazımı, bu yıl biraz uzun süren aradan sonra köşemde yeniden yer almanın hazzını sizinle paylaşmaya ayırmak zaman ve yer israfı olacağından, sadece “hoş bulduk” demekle yetineceğim. Bu zaman zarfında yurt içinden ve dışından, telefonla arayarak veya e-mail göndererek “Yazılarınızı göremiyoruz; yoksa bitti mi?” diyen gönül dostlarına müteşekkirim. Elbette bitmedi. Kendimi bu kadar rahat ifade edebildiğim bu köşeyi kolay bırakır mıyım?! Bir süre önce Konya‘dan arayan ve öğretmen olduğunu belirten bir kardeşim, ez-Zebîdî‘nin Tecrid-i Sarîh‘ini yeniden tercüme … Devamını Oku
“Anadilde İbadet” Meselesine Tetimme
“Anadilde ibadet” meselesine tetimme olarak bugün, merhum Abdülhayy el-Leknevî‘nin Mecmûatu’r-Resâil‘inde (IV. cilt) yer alan Âkâmu’n-Nefâis fî Edâi’l-Ezkâr bi Lisâni’l-Fâris adlı risalesinden söz edeceğim. Adından da anlaşılacağı gibi bu risalede el-Leknevî merhum, Arapça dışında Farsça veya başka herhangi bir lisanla zikir, tekbir, tehlil, dua, hutbe, kıraat… vb. hususların yerine getirilip getirilemeyeceğini tahkik etmiş. Adeti olduğu üzere Hanefî mezhebi fukahasından yaptığı bolca nakil ve derin tahkikat ile Fıkıh kitaplarında dağınık bir halde bulunan ilgili bahisleri derli-toplu hale getirerek istifadeye … Devamını Oku
Üsve-i Hasene
İbnu’l-Kayyım‘ın Zâdu’l-Me’âd‘ı ve el-Kastallânî‘nin el-Mevâhibu’l-Ledünniyye‘sinin, sistematiklerinin orijinalitesi bakımından ayrı bir yerde durduğu, bu eserleri tanıyanların malumudur. İbnu’l-Kayyım‘ın eseri, el-Kastallânî‘ninkine göre daha önce oluşturduğu için bu konudaki orijinalitenin öncelikle ona atfedilmesi doğru gibi görünse de, Zâdu’l-Me’âd‘ın, kendisine tekaddüm eden Kadı Iyâd‘ın eş-Şifâ‘sı, Kutbuddîn el-Halebî‘nin el-Mevridu’l-Henî Şerhu Siyeri Abdilğanî‘si gibi eserlerden istifadeyle hazırlanmış olabileceği düşüncesi, İbnu’l-Kayyım‘ın bu alanda “ilk” olmadığını söylememizi gerektiriyor… Bu yazı, bu sahada “ilk” olma özelliğinin hangi esere ait olduğunu tartışmak olmadığından, buraya üç nokta koyup … Devamını Oku
İmam Ebû Hanîfe Ve Anadilde İbadet-5
Bundan önceki 4 yazıda ortaya koymaya çalıştığım hususları da dikkatte tutarak İmam Ebû Hanîfe‘nin “anadilde ibadet” meselesindeki görüşü hakkında şu sonuçların ortaya çıktığını söyleyebiliriz: İmam Ebû Hanîfe‘nin bu konudaki “cevaz” görüşü İmam Muhammed tarafından İmam Ebû Yusuf’dan nakledilmiştir.. İmam Ebû Hanîfe‘nin bu görüşünden döndüğünü nakleden Ali b. el-Ca’d da bunu İmam Ebû Yusuf‘tan nakletmiş olmalıdır. Zira onun İmam Muhammed ile teşrik-i mesaide bulunduğuna dair herhangi bir kayda rastlayamadım. Öyle olsa bile İmam Muhammed‘in de bu görüşü İmam … Devamını Oku
İmam Ebû Hanîfe Ve Anadilde İbadet-4
Öncelikle İmam Ebû Hanîfe‘nin “anadilde ibadet“e cevaz verdiğini bildiren naklin durumuna bakalım: İmam Muhlammed‘in el-Câmiu’s-Sağîr‘inde (94) bu görüş şöyle nakledilmektedir: “Muhammed, Ya’kub (İmam Ebû Yusuf)’dan, o da Ebû Hanîfe’den…” Görüldüğü gibi İmam Muhammed bu içtihadı İmam Ebû Hanîfe‘den doğrudan değil, İmam Ebû Yusuf aracılığıyla aktarmaktadır. İmam Ebû Yusuf‘un bir diğer öğrencisi ve başta el-Buhârî olmak üzere birçok Hadis imamının hocası olan büyük Hanefî muhaddis Ali b. el-Ca’d ise İmam Ebû Yusuf‘tan, İmam Ebû Hanîfe‘nin bu içtihadından döndüğünü … Devamını Oku
İmam Ebû Hanîfe Ve Anadilde İbadet-3
İmam Ebû Hanîfe‘nin “anadilde ibadet” meselesindeki içtihadı konusunda şu hususları tesbit etmemiz gerekiyor: Elimizdeki kaynaklar İmam’ın bu konudaki görüşünün delilleri hakkında bizzat kendisinden nakledilmiş herhangi bir veri zikretmiyor. Bu durum, İmam‘ın bu meseledeki delilleri konusunda “bir anlamda” spekülatif bir gerekçelendirme yapıldığını söylememizi mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla “İmam‘ın bu meseledeki delili şudur” tarzındaki yaklaşımlar konusunda ihtiyatı elden bırakmamak en doğrusu. İmam bu meselede –bilebildiğimiz kadarıyla– diğer bütün müçtehidlerden ayrılmıştır. Elbette –bir önceki yazıda da söylediğim gibi– bu durum tek … Devamını Oku
İmam Ebû Hanîfe ve Anadilde İbadet-2
“Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve okutmak bize aittir. O halde biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasın ki onu açıklamak da bize aittir.” (75/el-Kıyâme, 16-9) Bu ayet, “Kur’an” tanımında lafzın da tıpkı mana gibi göz ardı edilemeyecek merkezî bir yer tuttuğunu açık biçimde göstermektedir. Zira Efendimiz (s.a.v)’in, vahyin kelimelerini hemen ezberine almak için –belki de “telaş”a varan bir hassasiyetle– ayetleri Cebrail (a.s)’ın okumasının … Devamını Oku