Yine Hollanda

Ebubekir Sifil2011, Gazete Yazıları, Mart 2011

Geçtiğimiz Cuma sabahı geldiğim Hollanda’da 3. günüm. Avrupa ülkeleri içinde sesimize (Daru’l-Hikme’nin sesine) ses veren ülkelerden birisi, belki de başta geleni. Bir yandan buradaki teşkilat bünyesinde görev yaparken, bir yandan da okuyan, araştıran, kendini geliştirme yolunda güçlü bir irade ortaya koyan genç kardeşlerimizin davetlisi olarak buradayım bu kez. İslamî ilimlerin bizim için su kadar, ekmek kadar, hava kadar, hatta onlardan da önemli olduğunun bilincine varmış pırıl pırıl genç arkadaşlar… Ufukları geniş, gelecekleri açık, meselelerimizi özünden kavrama kapasite … Devamını Oku

Din’in Geleneğe Dönüşmesi Ve Devamlılık

Ebubekir Sifil2011, Gazete Yazıları, Mart 2011

Yahudilik, Din’in geleneğe dönüşmesi bağlamında önemli bir tecrübedir. İsrailoğulları, Hz. Musa (a.s) henüz hayattayken sık sık nükseden “yahudileşme” hastalığı dolayısıyla birçok ilahî cezaya çarptırılmış, Tevhid temelli bir hayat için getirildikleri Filistin toprağında kısa bir süre sonra şirk içinde bölünerek “Yehuda” ve “İsrail” devletlerini kurmuşlardır. Nihayet Buhtunnasr’ın (Nebukadnezzar) bu coğrafyadaki Yahudi varlığına son vermesiyle başlayan birinci ve Roma tarafından tabi tutuldukları ikinci sürgün dönemlerinde ve oradan 1948’e uzanan süreç içinde –sürekli gönderilen elçilerle uyarıldıkları halde– yoldan çıkma alışkanlıklarını … Devamını Oku

Takva-Tağva Gerilimi

Ebubekir Sifil2011, Gazete Yazıları, Mart 2011

İki temel İslamî kavram “takvâ” ve “tağvâ”. İlki genellikle meallerde “Allah korkusu” veya “sorumluluk bilinci” olarak veriliyor. Oysa takvanın bunları aşan boyutları var. Her şeyden önce “Allah korkusu” tabirini karşılayan bir değil, iki kavram var: Huşu ve haşyet. Bunlardan ilki korkuyla karışık saygıyı, bir dinginlik ve sekinet halinde idrak anlamını içerirken, ikincisi istiğrak halinde, her an canlı ve diri bir şuur halinde hissedilen korkuyu anlatıyor. Takva ise, iman ve istikamete zarar vermesin diye, nefsi zabt-u rabt altına … Devamını Oku

Cebrail (as) Vahyi Kimden Alıyordu?

Ebubekir Sifil2011, 2011 Yılı, Gazete Yazıları, Mart 2011, Mart Ayı 2011 OS, Okuyucu Soruları

Son zamanlarda sıklıkla sorulan bir rivayet bu. Soru metninde rivayetin Râmûzu’l-Ahâdîs’te geçtiği ima ediliyor. Ancak mezkûr rivayeti ne bu eserde, ne de elimdeki diğer kaynaklarda bulabildim.
Bu rivayetle ilgili olarak ulaşabildiğim tek bilgi, Muhammed Abduh el-Bürhânî’nin Tebrietu’z-Zimme fî Nushi’l-Ümme adlı kitapta yer verdiği nakil.

“Hindoz”

Ebubekir Sifil2011, Gazete Yazıları, Mart 2011

Basına yansıdığına göre bilim adamları yeni bir tür hayvan “tasarlamış”. Bu yeni tür, horoz, tavuk, hindi arası bir şeymiş. Tavukla hindinin genlerinin değiştirilmesiyle elde edilen bu türün (Hindoz) başı horoz, boynu hindi, butları tavukmuş. Yumurta ve etinin hem hindininkinden hem de tavuğunkinden daha sağlıklı olduğunu söyleyen bilim adamları, yakında hindozun “seri üretimi”ne başlayacaklarmış. Olayı birkaç şekilde okumak mümkün: Mesela şöyle diyenlerimiz olabilir: Bilimde sağlanan ilerleme sonucunda insanoğlu göz kamaştıran sonuçlara imza atıyor. Bizden bir kuşak önce hayal … Devamını Oku

Akide ve Amel

Ebubekir Sifil2011, Gazete Yazıları, Mart 2011

Hayatın anlam ve amacı “iman”sa eğer, nasıl bir ilaha inandığımız meselesi hayatın en temel sorusu olmalıdır. İman, tasavvura ve hayata yön veren “muharrik unsur”sa gerçektir. Değilse “kuru bir iddia” olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Şurası açık ki, Yüce Yaratıcı’nın her bir isminin, her bir sıfatının insanı ilgilendiren, insana bakan, daha doğrusu insanı “ilzam eden” bir özelliği vardır. Bu bakımdan “esma-yı hüsna”ya ve “sıfat-ı ilahiye”ye gereği iman edip etmemek insanoğlunun esas meselesini oluşturur. Müslümanlık iddiasının içinin gereği … Devamını Oku

Bediüzzaman ve Risale-i Nur-29

Ebubekir Sifil[dosya], 2011, 2011 Yılı, Bediüzzaman ve Risale-i Nur, Gazete Yazıları, Mart 2011, Mart Ayı 2011 OS, Okuyucu Soruları

Fethullah Gülen hocaefendiye ABD’de sağlanan sadece ikamet imkânı değil. Cemaatin orada da yapılandığı ve çok yönlü faaliyetler yürüttüğü bilinen bir husus. Bu durumu nasıl değerlendirmeliyiz? Şu bir gerçek: ABD için öncelik sıralamasının en başında yer alan husus kendi “kırmızı çizgileri”dir. Herhangi bir ekonomik girişim, fikrî oluşum, devlet, rejim, cemaat, tarikat, kişi, kuruluş… bu çizgileri geçme anlamına gelecek bir eğilim göstermediği etmediği sürece ABD için problem oluşturmaz. Böyle bir eğilim taşıyanların “kara liste”ye alındığı ise herkesin malumu. Hatta … Devamını Oku

RIHLE 11 İmaj Ve Teşebbüh

Ebubekir Sifil2011, Gazete Yazıları, Mart 2011

İslam’ın diğer din ve inanç sistemleriyle fazlaca ayrışmadığını, ortak yönlerin hayli fazla olduğunu ispatlamak, modernist Müslümanların en fazla hassasiyet gösterdiği konulardan birisi olmuştur hep. Müslümanlarla gayrimüslimlerin yüzyıllar boyunca bir arada yaşamış bulunmasını, İslam’ın engin hoşgörü anlayışına sahip olduğu tezine dayanak yapan modernistler, İslam’ın sadece hoşgörülü yanına vurgu yapmakla yetinmez, bunun yanında onun “çoğulcu”, “kapsayıcı” ve “ötekileştirmeyen” bir din olduğunu söylemekten ayrı bir haz alır. Yukarıdaki son cümlede tırnak içinde verdiğim üç kelime (çoğulculuk, kapsayıcılık, ötekileştirme) aslında üç … Devamını Oku

Bediüzzaman ve Risale-i Nur-28

Ebubekir Sifil[dosya], 2011, 2011 Yılı, Bediüzzaman ve Risale-i Nur, Gazete Yazıları, Mart 2011, Mart Ayı 2011 OS, Okuyucu Soruları, Şahıslar, Said Nursi

S–33) “Özellikle dinler arası diyalog konusunda Fetullah Gülen cemaatinin yaptıkları ne kadar yararlı? Zaralı ise neden zararlı? İslam’a düşman bir ülke neden Hoca efendiye üst düzey bir koruma sağlamaktadır? Yurt dışında yapılan okullar gerçekten tv’lerde gösterildiği gibi yararlı mı? Ayrıca ekranlara çıkıp ta İslam ve peygamberi hakkında güzel açıklamalar yapan Ehl-i kitaba inanmalı mıyız?” Bu sorunun cevabıyla “Bediüzzaman ve Risale-i Nur” başlıklı faslın sonuna gelmiş oluyoruz. Farklı bağlamlarda pek çok kez ele aldığımız bu mesele hakkında bu … Devamını Oku

Yad-ı Cemil

Ebubekir Sifil2011, Gazete Yazıları, Mart 2011, Necmeddin Erbakan, Şahıslar

Erbakan hocamız Hakk’ın rahmetine intikal ettikten sonra ardından medyada yapılan değerlendirmelere bakıyorum. Bir kısım yazarlar, merhumun ruhunu incitmeme endişesiyle kurulduğu hemen belli olan cümlelerden örülü bir nezaheti tercih ederken, bir kısmı “o kadar da değil; sağlığında şu şu hataları yapan o değil miydi” edasında. Sanki kendileri hatadan masun ve masummuş gibi, sanki insan olup da hata yapmayan varmış gibi!.. Maamafih, bu yazıda bunları konu etmeyeceğim. Değinmek istediğim başka bir husus var. Vefat edenlerin ardından sadece iyiliklerini konuşmak, … Devamını Oku