Gerek Kur’an, gerekse Sünnet mü’minleri ısrarla “Allah yolunda infak”a çağırır. Tarih boyunca Ümmet-i Muhammed bu çağrıya/emre hassasiyetle riayet etmiş, yoksula, ihtiyaç sahibine, kimsesize kol-kanat geren, onları hayata bağlayan müesseseler vasıtasıyla infak görevini yerine getirmişlerdir. Vakıf müessesesi bunların başında yer alır. Akla gelebilecek her sahada kurulmuş vakıflar bunun en canlı misalidir. Modern toplum, rekabet ve bireyin menfaatleri üzerine kurulduğu için, bencil, başkalarına karşı ilgisiz, hatta acımasız insan tipi modern toplumun adeta vazgeçilmez unsurudur. Bu söylediğime, Batılı toplumlarda da … Devamını Oku
Bazı İtikadî Meseleler-11
Şeyh Abdullah el-Hererî el-Habeşî hakkında Daru’l-Hikme olarak talebelerine ifade ettiğimiz son madde ile bu okuyucu sorusunun cevabı da tamamlanmış olacak. el-Hererî’nin red ve cerh karakterli çalışmalarının hemen tamamının Müslüman alimlere, fikir ve hareket adamlarına yönelik olduğu dikkat çekmektedir. Öyle ki, eserlerini okuyan kimsede, şeyhin gündeminde bunlardan başka bir mesele mevcut değilmiş gibi bir intiba uyanmaktadır. Oysa kendisi Lübnan’da ikamet etmektedir ve ikamet ettiği yer de dahil olmak üzere İslam coğrafyasının önemli bir bölümünde ırkçı/küresel emperyalizmin şu ya … Devamını Oku
Yeni Dinler Tasnifi ve Müslümanların Diğer Dinlere Bakışı
Müslümanlar doğrudan doğruya Kur’an ve Sünnet’ten kaynaklanan bir kabulle dinleri “hak din” ve “batıl dinler” diye ikiye ayırır. Hak din, Hz. Adem (a.s) ile birlikte başlayan peygamberler silsilesinin, insanlara tebliğ ettiği vahiy kaynaklı hükümler bütününü ifade eder. Şeriatlar/amelî hükümler –yine vahye bağlı olarak– zaman ve zemine göre bir peygamberin tebliğinden diğerine değişiklik arz etse de, itikadî umdeler değişmez. Bu tasnifin “Semavî dinler-Beşerî dinler” tarzında ifade edildiği de vakidir. Her iki tasnif de aynı şeyi anlatır. (İmam es-Süyûtî’nin, … Devamını Oku
Ehl-i Necat-2
Prof. Dr. Hayreddin Karaman hoca “necat meselesi”yle ilgili yazdıklarına epey tepki almış olmalı ki, konu hakkında üçüncü yazısını yazdı. Daha önceki yazılarında yer almayan hususlar maddeler halinde şöyle zikredilebilir: Hocanın yazdıklarını iyi niyetle tenkit edenler, yazdıklarının avamın kafasını karıştırabileceği endişesi taşıyormuş. Hoca, saygıyla karşılamakla birlikte bu endişelere katılmadığını söylemiş. Hocanın –daha önce başkaları tarafından da dile getirildiği bilinen– bu iddiadan kimin ne şekilde etkileneceğini kestirmesi elbette mümkün değil. Dolayısıyla “Hiçbir mümin, “şu şartları taşıyan ehl-i kitap da … Devamını Oku
Bazı İtikadî Meseleler-10
Şeyh Abdullah el-Hererî el-Habeşî hakkında talebeleriyle yaptığımız oturumda Daru’l-Hikme olarak ifade ettiğimiz hususların ikincisi de Hz. Mu’âviye (r.a) hakkındaki tutumu idi. Şeyh el-Hererî, Cemel ve Sıffin vakalarında Hz. Ali (r.a)’a muhalefet edip baş kaldırdıkları için Hz. Aişe validemiz ve onunla birlikte hareket eden, Hz. Mu’âviye (r.a) ve onun safında yer alan birçok sahabîyi (Allah hepsinden razı olsun) “baği” ve “fasık” olmakla itham ediyor. Şu kadar ki, el-Hererî’ye göre Hz. Aişe (r.anha) validemiz ve Cemel vakasında onunla birlikte … Devamını Oku
Ehl-i Necat
Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocanın, kimlerin uhrevi kurtuluşu elde edeceği konusunda iki yazısını okuduk. Yeni Şafak’taki köşesinde, daha önce yayımlanan bir kitapta[1]Polemik Değil Diyalog, Ufuk Kitapları, 2006.söylediklerine gelen bir itiraza cevap sadedindeki yazılarında Karaman hoca şöyle diyor: “İslam düşüncesinde “Şirk koşmadan Allah’a, şüphesiz olarak ahirete iman eden ve salih amel işleyenlerin, Müslüman olmasalar da cennete girebileceklerini” kabul eden bir yorum vardır.” Evet, adına “İslam düşüncesi” denen “şey” içindeki pek çok görüş arasında böyle bir yaklaşım … Devamını Oku
Bazı İtikadî Meseleler-9
İki aydır üzerinde durduğumuz okuyucu sorunsun son fıkrası şöyleydi: “Abdullah el-Harari diye bir şeyh veya alim ve Ahbaş/Habeşiler diye bilinen bir grup var. Bunlardan uzak durmak gerekir mi? Çünkü herkesi ve her şeyi tekfir ediyorlar. Hz. Muaviye’ye fasık diyorlar. Vehhabileri tekfir etmiyoruz diye bizi de tekfir ediyorlar.” Abdullah el-Hererî el-Habeşî, halen Lübnan’da ikamet eden bir zattır. 110’u geçkin yaşına rağmen telif faaliyetlerine devam etmektedir. 2005 baskısı bir kitabında verilen listede irili-ufaklı eserlerinin sayısı 34 olarak verilmektedir. Şu … Devamını Oku
Birkaç Mesele-2
Prof. Dr. Faruk Beşer hocanın www.cevaplar.org sitesinde yayımlanan mülakatında el-Mavsılî ve el-İhtiyâr isimli eseri ile ilgili söylediklerini bir önceki yazıda nakletmiştim. Hocanın orada söylediklerinden, el-Mavsılî’nin bu eserinde yer verdiği bütün görüşlerin, Hanefî mezhebinin ilk imamlarına ait olduğu sonucu çıkmaktadır. Bu durumda otlar üzerindeki çiğ damlacıklarını, “sabahleyin denizden kafasını uzatıp karaya doğru soluyan bir deniz canavarının soluğundan hâsıl olan ıslaklıklar” olarak tesbit edenler mezhebin ilk imamları olmaktadır. Oysa el-Mavsılî mezkûr eserinin girişinde, fukaha arasında ihtilaf konusu olmuş görüşleri … Devamını Oku
Bazı İtikadî Meseleler-8
Ali el-Karî. “Benim hoşnutluğumu (fakir ve) zayıflarınız(a yardım)da arayın. Sizler ancak zayıflarınız sebebiyle rızıklandırılırsınız –veya zafer/yardım görürsünüz–” mealindeki hadis-i şerifi[1]Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 77; et-Tirmizî, “Cihâd”, 24. şerh ederken, İbn Melek’in şöyle dediğini nakleder: “Yani onların hukukunu korumaya ve kalplerini hoş tutmaya bakın. Zira ben fiilen bazen, kalben ise daima onların yanındayım. Allah Teala nezdinde onlarınkinden daha üstün ve yüce bir mevki bilmiyorum. Kim onlara ikramda bulunursa, bana ikram etmiş, kim de onlara eziyet ederse, bana eza vermiş olur.”[2]Ali … Devamını Oku
Birkaç Mesele-1
www.cevaplar.org sitesi ilgi çekici röportajlarıyla göz dolduruyor. Prof. Dr. Faruk Beşer hocayla yapılan röportaj da bunlardan birisi. Hoca röportajda calib-i dikkat şeyler söylemiş. Bütün halinde okunması gerekiyor. Burada, hocanın tesbitlerinden bazılarına kısaca işaret etmek istiyorum: “Hamileliğin en uzun süresini Kur’an-ı Kerim bize söylemiyor. Sünnet de söylemiyor. Bu tıbbi, biyolojik bir mesele. Ama bunu Hz. Aişe validemiz 4 yıldır diye söylüyor. Bir başkası yedi yıldır diyor. Öbürü beş yıldır diyor. Bu, fıkha böyle yansıyor. Fıkıhçı bu meseleyi sahabeden … Devamını Oku