Durup dururken, hele de “diyalog” meselesi zihinlerde şöyle veya böyle yer etmeye başlamışken Papa o “talihsiz” sözleri niçin söylemiş olabilir? Terörü İslam’ın yanına koyarken aklı ondan uzaklaştıran bu tavrı nasıl okumalıyız? Papa ne yapmak istiyor? Önce bir noktanın altını kalın çizgilerle çizelim: Papa ne söylediğini çok iyi biliyor. Bunu, “maksadını aşan” bir konuşma olarak yorumlamak fazlasıyla zorlama ve saflık derecesinde iyimserlik olur. Onun bulunduğu konumda bulunanların, böylesi hassas bir konuda kelam ederken kelimeleri, cümleleri hatta vurguları nasıl … Devamını Oku
Organ Nakli-2
Diyelim ki “zaruret” durumu bahis konusudur ve gerek bu temelden, gerekse “iki zarardan hangisi daha hafif ise o tercih edilir” gibi kaidelerden hareketle insan uzuvlarının muhterem/mükerrem olduğu gerçeği organ nakli bağlamında göz ardı edilebilir. Ancak bu durum, organ naklinin cevazına hükmedenler bakımından açıklığa kavuşturulması gereken başka noktalar bulunduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu babda en önemli noktalardan biri, donör (verici) durumundaki kişinin ölümünün tam anlamıyla gerçekleşip gerçekleşmediğinin tesbitidir. Beyin ölümü gerçekleştiği halde kalp atışı cihaza bağlı olarak sürdürülen hastalar … Devamını Oku
Organ Nakli-1
Soru Organ bağışı yapmak caiz midir dinen? Bir kişi çıkdı, organ bağışlayanları cehennemlik ilan etdi. Bu doğru mu? Bir de fetva ehlinde aranan şartlar nelerdir? Her önüne gelen fetva verebilir mi? Cevap Organ nakli ile ilgili kısımdan başlayarak cevaplayacak olursak; Organ nakli, hakkında en fazla soru sorulan ve ihtilaf edilen güncel meselelerden birisi. Konuya mesafeli duranlar birkaç gerekçe ileri sürüyor. Belli başlılarını şöyle özetleyebiliriz: İnsan bütün uzuvlarıyla muhterem/mükerrem bir varlıktır. Dolayısıyla herhangi bir uzvunun dokunulmazlığının –canlı veya … Devamını Oku
Ehl-İ Sünnet’in “Ortaya Çıkışı” ve Karakter Özellikleri-2
Bir önceki yazıda kısaca dikkatlerinize arz etmeye çalıştığım hususlar dolayısıyla Ehl-i Sünnet’in “sonradan/tepkisel olarak ortaya çıkmış bir fırka” olmadığını söylemek zorundayız. İlk oluşum kıvılcımları Cemel ve Sıffin vakalarında çakan, muhtelif iç ve dış gelişmelerin etkisiyle zaman içinde kitleselleşen birçok dinî/siyasî akım Hz. Peygamber (s.a.v)’den ve Sahabe’den intikal eden dinî duruştan şu veya bu ölçüde/şekilde ayrılmıştır. Başta Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas olmak üzere birçok sahabînin (Allah hepsinden razı olsun) Havariç, Kaderiye, Şia… gibi fırkalarla mücadelelerini ilgili … Devamını Oku
Ehl-İ Sünnet’in “Ortaya Çıkışı” ve Karakter Özellikleri-1
“Fırkalar içinde bir fırka”dan mı, yoksa müsemmanın isimden önce var olması durumundan mı bahsetmemiz gerektiği sorusunu cevaplamadan Ehl-i Sünnet üzerine yapılacak tahlil ve değerlendirmeler hep önemli bir eksiklik ile malul bulunacaktır. Ehl-i Sünnet’in “fırkalar içinde bir fırka” olduğunu söylemek, ancak tarihî durumu önyargılı okumakla mümkündür. Söz gelimi şu doğrultudaki tesbitler böyle bir okumanın ürünüdür: Önce Şia ve Haricîlik tarih sahnesine çıktı; bunları Cebriye, Mu’tezile… izledi. Bunların sebebiyet verdiği kargaşa ortamı içinde toplumun birlik-bütünlüğünü sağlama temel gayesiyle hareket … Devamını Oku
İslâm ve Kölelik – 2
Kur’an ve Sünnet’in şekillendirdiği islâmî hayat içinde, kölelerin yetenek ve gayretleri ile mütenasip olarak en yüksek toplumsal statüyü elde etmeleri için hiçbir engel mevcut olmamıştır. Özellikle İslâm’ın ilk asırlarında ilim ve zühd hayatında öne çıkan isimlerin birçoğunu köle asıllı insanların teşkil etmesinin tek açıklaması elbette budur. “İslâm ve Kölelik” başlıklı, Ağustos sayısında ele aldığımız yazıda, kölelik konusunda İslâm’a yönelik eleştirilere özür dileyici bir tavırla karşılık veren müslümanların yapmakta olduğu hataya işaret edilmiş; köleliğin kısa bir tarihi verilerek … Devamını Oku
İslamî İlimler ve Akademik Dergicilik
Son yıllarda akademik dergiciliğin nicelik ve nitelik olarak göz doldurduğu bir vakıa. İlahiyat fakülteleri ile sınırlı konuşursak, sadece fakülte bünyesinde –bir anlamda “kapalı devre” yayın yapan dergiler vardı ve gerek görsel bakımdan, gerekse başka açılardan kamuoyunun çok fazla dikkatini/ilgisini çekmeyen bir anlayışla neşrolunuyorlardı. Bir fakülte bünyesinde tek dergi neşredilir, İslamî ilimlerin muhtelif branşlarında kaleme alınmış makaleler bu dergide yayımlanırdı.. Bundan da genellikle sanki sadece akademik kariyer için zorunlu olan bilimsel çalışma/makale neşretmiş olmak murad olunurdu. Şimdi durum … Devamını Oku
Bu Hal-i Pür-Melal’e Ağlanır Mı, Gülünür Mü?-8
Ka’b el-Ahbâr’ın –hem de senedi arızalı– bir sözünü büyük bir aymazlıkla “hadis-i şerif” mertebesine çıkaran, sonra da hiç alakası olmadığı halde o sözden Hatemu’l-Evliya çıkaran ve buradan da “zat-ı muhterem”in Hatemu’l-Evliya olduğuna istidlal eden acemi yazarın devirdiği çamlar hakkında bu kadar izahatın yeterli olacağını umarak sözü bugün noktalayacağım. Konu hakkında okuduğunuz yazılardan ortaya çıkan sonucu şöyle toparlayabiliriz: “Bayraklılar ve Kinde’li topal adam” rivayeti Hz. Peygamber (s.a.v)’in hadisi değil, Ka’b el-Ahbâr’ın sözüdür. Bu zat İsrailiyat nakilcisi olduğu için, … Devamını Oku
Bu Hal-i Pür-Melal’e Ağlanır Mı, Gülünür Mü?-7
“Ka’b -radiyallahu anh- gibi güvenilir bir tabîin bu bilgiyi kendisi mi uydurmuştur?” diyen acemi müdafiimiz, anlaşılıyor ki bu sözün “hükmen merfu” olabileceğini anlatmak istemekte, fakat seviyesi ancak bu kadarına yetmektedir. Onun yerine meseleyi ben tavzih edeyim: Sahabe veya Tabiun’dan birisinin, içtihada açık olmayan bir meselede söylediği söz Usul kitaplarında ve Hadis şerhlerinde “hükmen merfu” olarak nitelendirilir. Efendimiz (s.a.v)’e açıkça izafe edilmediği halde bu söze “merfu” hükmü verilmesi, Efendimiz (s.a.v)’den başkasından alınmış olabileceğini gösteren bir delil veya karine … Devamını Oku
İmam el-Kevserî’yi Anmak
Geçtiğimiz hafta Düzce’deydik. Daru’l-Hikme’nin tam kadro hazır bulunduğu İmam Muhammed Zâhid el-Kevserî’nin 57. vefat yıldönümünü anma programı için tutulan salon, onun ve davasının büyüklüğünün farkında olanlarla doluydu. Talha Hakan Alp hocanın takdim konuşması, Zâhid Efendi merhumun, ifade ettiği bütün ağırlık ve ciddiyetiyle “alim” kelimesinin içini hakkıyla doldurduğunu vurguladı ve onun, “peygamber varisi” alimlerden olduğuna dikkat çekti. Gerek ilmî kişiliği, gerekse bireysel hayatı, Selef-i salihin bakiyesi bir alimden bahsettiğimizi en açık şekilde ortaya koyuyordu. Daru’l-Hikme’den Mahmut kardeşimizin fem-i … Devamını Oku