Bu ilk değil; son da olmayacak. Artık herkes biliyor ki bunlar spontan gelişen olaylar değil. Küresel etkiler oluşturacak bir eylem planlıyorsanız, muhtemel sonuçlarını öngörerek adım atmış olmalısınız. Sanmayın ki mahut dergide çıkan karikatür, dergide çalışan herhangi bir çizerin, tamamen kendi inisiyatifi ile masa başına oturup aklına geleni resmedivermesinden ibaret anlık bir kararın neticesi. Özellikle de daha önceki benzerlerinin yol açtığı sonuçlar ortadayken… İslam Dünyası üzerinde küresel etkiler oluşturacak planları olanlar, Müslümanların “keşf edilmiş zayıf noktaları”nı değerlendirerek hamleler … Devamını Oku
Zanla Hüküm Vermek
Aslında bugün Fransa’da yaşanan hadiseleri yazacaktım. Ancak Vahdet hakkında özellikle sosyal medyada çıkan ve gittikçe yayılmakta olan şayia o yazının önüne geçti. Gerek çeşitle vasatlarda şahsıma iletilen “neler oluyor” soruları, gerekse vicdanım beni, konu hakkındaki düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşmaya icbar etti. Bir yazarın yetkili/ilgili şahıslarla birebir görüşmek dururken yazdığı gazeteyi doğrudan ilgilendiren bu tarz meseleleri köşesine taşıması çok alışılmış birşey değil belki. Ama her konuda olduğu gibi “şeffaflık” ilkesinin bu konuda da bize rehberlik etmesi gerektiğini düşündüğüm için … Devamını Oku
Efendimiz (sav)’in Doğumunda Meydana Gelen Olaylar – 2
Bir önceki yazıda Ebû Gudde merhumun, es-Süyûtî’nin el-Hasâisu’l-Kübrâ‘sından yaptığı bir nakli, Efendimiz (s.a.v)’in dünyayı teşrif ettiği gece meydana gelen olağanüstü hadiseleri anlatan rivayete güvenilemeyeceği davasına bir anlamda delil olarak serd ettiğini söylemiştim. Ebû Gudde merhumun bu nakli, okuyucuda, es-Süyûtî’nin o ifadelerinin bilhassa söz konusu hadiseleri anlatan rivayete yönelik olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Oysa bu doğru değildir. es-Süyûtî’nin “münker” dediği rivayetlerle bahsimizin konusunu teşkil eden rivayet arasında hiçbir münasebet yoktur. es-Süyûtî, sadedinde bulunduğumuz rivayeti naklettikten sonra bu rivayetin taz’ifine … Devamını Oku
Muhammed b. Abdilvehhâb ve Tekfir
İnsanımızın kendine yabancılaştırıldığı modern dönemde, kendi değerlerinin uzağına savrulmuş genç neslin bir kesimi can simidi olarak Vehhâbî akidesine sığınıyor. Kendisine okunan bir-iki ayet, bir-iki hadis ve sözüm ona Selef’ten nakledilen bir-iki anekdot, asırlar boyu en temel varlık alanını oluşturmuş bulunan Ehl-i Sünnet akidesini terk edip Vehhâbî ideolojisine kayması için fazlasıyla yeterli oluyor. Oysa kendisine okunan ayetlerin delalet, hadislerinse hem sübut hem delalet yönünden arz ettiği durum kendisine belletildiğinin aksini ifade ediyor. Meselenin bu boyutu uzun izahat istediği … Devamını Oku
Büyük Ülke Olmak
Bugünün küresel dünyasında var olmanın iki yolu mevcut Bir: İradesini, küresel oyunu kurgulayanların iradesine teslim edip, onların emir eri gibi hareket ederek. İki: kendi kaderine sahip çıkıp, kendi oyununu kurgulama iradesini göstererek. Müslümanlar tarih boyunca ikinci yolu tercih etti. Başkasının oyununda figüran olmak hiçbir zaman benimsediğimiz alternatif olmadı. Oyunu hep kendimiz kurduk ve tarihe “nesne” olarak değil, “özne” olarak katıldık. Elbette bu, bedel isteyen, çaba isteyen, fedakârlık isteyen bir mesele. Büyük ülke olmak, kendi iç problemlerini halletmiş … Devamını Oku
Efendimiz(sav)’in Doğumunda Meydana Gelen Olaylar-1
Ardı arkası kesilmeyen sorulara gazetedeki köşemden cevap vererek faydayı umumîleştirme adetini burada da devam ettireceğim inşaallah. Bu düşünceyle Vahdet’te de haftanın bir gününü okuyucu sorularına tahsis etmiş olacağız. Soru Peygamber efendimizin doğumunda meydana geldiği söylenen bazı olaylar var. Kaynaklarda okuyoruz. Bazı kimseler bunların uydurma olduğunu söylüyor. Konunun aslın aydınlatabilir misiniz? Cevap Efendimiz (s.a.v)’in dünyayı teşrif ettiği gece birtakım olağanüstü hadiselerin meydana geldiği, birçok kaynakta zikredilen bur husus. İran Kisrasının sarayının duvarlarının çatladığı ve ondört balkonunun çöktüğü, Mecusîlerin … Devamını Oku
Yılbaşını “Müslümanca” Kutlamak
Modern hayatın bizi ruhumuzdan kavrayıp kendine bağlamasına müsaade ettikçe onunla çatışan/çelişen değerlerimizi, inançlarımızı, düşüncelerimizi onun lehine dönüştürmemiz bir noktadan sonra kaçınılmaz hale geliyor. Bu modern zamanların Müslümanının en temel problemidir. Kadın-erkek eşitliği meselesini Müslümanlar hiçbir zaman bugünkü gibi tartışmadılar söz gelimi. Buna bağlı olarak miras taksimatı, şahitlik meselesi… gibi hususlardaki tartışmalar için de aynı şey geçerli tabii. Yahut akılla, bilimle, (kendi tasavvurumuz doğrultusunda oluşturduğumuz) Kur’an anlayışıyla çeliştiğini düşündüğümüz her ayet ve hadis için zihnimizde otomatiğe bağlanmış bir … Devamını Oku
Nasıl Bir Gazete?
Vahdet, günlük yazı tecrübemin üçüncü durağı. İlk köşe yazısının üstünden yaklaşık 15 yıl geçmiş. Bu konuda hiç tevazu yapmayacağım. İletişim Fakültesi’nde aldığımız “teorik” eğitimin üstüne bu tecrübe de eklenince, “idealimdeki gazete”den söz etmek için yeterli arkaplana sahip olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Bugüne kadar yazdığım gazeteler “idealimdeki gazete” profiline yüzde yüz oturan gazeteler değildi. Hatta o profilden “epeyce” farklı olduklarını söyleyebilirim. Vahdet dışındakilerin herhangi bir yanına müdahale edebilecek durumda değildim açıkçası. Yazdığım her bir gazete, o an benim için … Devamını Oku
“Keşke” Dememek İçin II
Bir önceki yazıda “cemaat”in dönüş-tür-me süreci ile ilgili gözlem ve değerlendirmelerimden iki küçük örnek aktarmıştım. Tahşiye Grubu ile ilgili yargı sürecinde ve daha pek çok hususta benzer tesbitler dile getirmiştim cemaat”in 2000’li yıllarında… O zamanlar “cemaat”in oluşturduğu etki o kadar güçlüydü ki, ne benim, ne de benimle birlikte bu tarz tesbitlerde bulunan diğer birkaç ismin sesi gerek yönetim kademelerine, gerekse geniş kitlelere ulaşma imkânı bulamadı yazık ki. Sesimizin ulaştığı yerlerde de “tefrikacılık”, “gerçeği görememe”, “haset”… gibi pek … Devamını Oku
“Keşke” Dememek İçin I
2000’li yılların başından itibaren yazmaya başladığım gazete yazılarına şöyle hızlıca göz gezdirdim. Dinlerarası Diyalog faaliyetleri bağlamında gerçekten çok fazla yazı yazmışım. Bu faaliyetlerin hem dinen hem de siyaseten ve stratejik olarak yanlış olduğunu ısrarla vurgulamış ve bu çalışmaları yürüten “cemaat”in geçirmekte olduğu zihniyet değişikliğinin altını çizmişim. “Cemaat”in her alanda güçlü bir çekim merkezi olduğu ve hatta Türkiye’de neredeyse her alanı “belirlediği” o dönemde küçük bir azınlık dışında o söylenenleri kale alan olmadı. Bediüzzaman merhumun inşa ettiği Nurculuk … Devamını Oku