“Akıl-nakil ilişkisi” üzerine kurulu hüküm cümlelerine oldum olası ihtiyatla yaklaşırım. Nerelerden beslendiği ve nereye varacağı kolay kestirilemeyen “serseri cümleler”dir onlar çoğunlukla. Farklı disiplinler tarafından şimdiye dek yapılmış tanımlarının hiç birisine oturmayan bir akıl ve o aklın tuhaf bir işleyiş biçimiyle vardığı hayretengiz sonuçlar sizi bekliyor olabilir.
Bu çağda “akıl” üzerine konuşmak hem çok kolay, hem çok zordur. Kolaydır, çünkü aklın mutlak hükümranlığının tescil ve ilan edildiği bir dönemin çocuklarıyız. Akla tanınan bu “mutlak kudret”i pekiştirici her söz şaşırtıcı … Devamını Oku
Kul Hakkı
Soru
Birçok sohbetlerde Hocaefendilerden “Kul Hakkını ALLAH c.c. kesin kes affetmez” gibi sözlerle karşılaşabiliyoruz. Fakat Kur’an’da böyle bir şeye rastlamadım. Kütübü Sitte’de başlık olarak “Kul hakkı” diye bir baslığa şahsen rastlamadım. Bu konuya ışık tutabilirseniz memnun olurum.
Cevap
“Hukuk” sahasının “Hukukullah” ve “Hukukul ibad” şeklinde ikiye taksimi Kur’an ve Sünnet’te açıkça ifade edilmiş bir husus değildir. Bu taksim ulema tarafından Kur’an ve Sünnet nassları üzerindeki istikra faaliyetiyle ortaya çıkarılmıştır.
Hukukullah, başta iman olmak üzere namaz, oruç, hacc gibi ibadetleri kapsamına alır. … Devamını Oku
Antalya’da Bir Ocak
Bir süre önce Alperen yayınevinin sahibi Emre Andaç kardeşim arayarak Abdülganî en-Nâblusî’nin et-Tarîkatu’l-Muhammediyye’ye el-Hadîkatu’n-Nediyye adıyla yazdığı şerhin kütüphanemde mevcut olup olmadığını sordu. Mevcut olduğunu söyledim ve “Hayırdır?!” dedim. “Hocam’ın kütüphanesinde bu eserden bir nüsha varmış, ama bir şekilde kaybolmuş. Herhalde piyasada da mevcudu yokmuş. Hocam için bu eser acil lazım” dedi. Hiç tereddüt etmeden kitabı verdim. Karşılık olarak değil, ama teberrüken Hocam’ın Arapça eserlerinden bir takım istediğim söyledim. Sonra araya uzun bir seyahat girdi. Döndüğümde Hocaefendi’nin imzalayıp … Devamını Oku
Modern İslamcı Kadınsı Söylem
Batılılaşma serüveninde geldiğimiz son aşama, İslam’ın, bizzat onu talep edenler eliyle dönüştürülmesi vakıasının yaşandığı bir garip süreç. İslam’ın Müslümanlar’dan esirgediğini (!) Batı’dan ithal düşünce kodları sayesinde keşf ettik. Bu “tartışma dışı” zeminde ayağımız yer tuttuktan sonra sıra “özgürlük”, “eşitlik”… gibi kavramlarla çatışma teşkil eden Kur’an ve Sünnet nasslarına geldi.
Bu paragrafı okuyan “İslamcı kadınsı söylem” sahiplerinin, “İslam’ın Müslümalar’dan esirgediği” ifadesi üzerinde odaklanacağında kuşku yok. “Eğer kadınıyla erkeğiyle Müslüman bireylerden esirgenen bir şeyler varsa, onu esirgeyen İslam değil, onun … Devamını Oku
Selef ve Müteşabihat
Selef-i Salihin’in “müteşabihat” konusundaki tavrının ne olduğunu soran okuyuculara –fazla yer tutacağı için soru metinlerini zikretmeden– ortak bir cevap vermeye çalışayım:
Müteşabihatın Sahabe (Allah hepsinden razı olsun) tarafından, sonraki asırlarda görüldüğü şekliyle münakaşa ve cidal konusu yapıldığını bilmiyoruz. Onlar nasslarda nasıl gelmişse öyle iman eder, ötesini soruşturmazdı. Dolayısıyla bu meselenin Ümmet-i Muhammed’in gündemine gelmesi Tabiun, ağırlıklı olarak da Teb-i Tabiin dönemine ve sonrasına tesadüf eder.
İmam Ebû Hanîfe, “Doğu tarafından bize iki bid’at geldi: Cehm’in (Cehm b. Safvân) ta’tili … Devamını Oku
Çağdaş Din Tasavvuru ve Kadın Erkek Eşitliği
“Feodal toplum yapısında egemenlik erkeğin elindedir. Çünkü söz konusu olan, “tarım toplumu”dur. Sosyoekonomik yapı “kas gücü” üzerine kuruludur; o da erkekte mevcuttur. “Geleneksel” toplum yapısının erkek merkezli olmasının sebebi budur.
“Şimdi bunlar çok gerilerde kaldı. Teknoloj ve bilgi çağında yaşıyoruz. Hayat artık kas gücüyle değil, beyin gücüyle kazanılıyor. Bunun doğal sonucu olarak artık kadın-erkek ilişkisi “koruma/itaat” zemininde değil, “eşitlik ve paylaşma” zemininde yürüyor. Hatta pek çok alanda kadın, erkekten daha verimli/üstün olduğunu ispatlamış durumda…”
Modern çağa ait bu telakki, … Devamını Oku
Emr-i Ma’ruf Nehy-i Münker
Mü’min, yeryüzünde Allah Teala’nın iradesini temsil eden kimsedir. Bu bakımdan onun, emr-i ma’ruf ve nehy-i münker göreviyle muvazzaf kılınmış olmasını anlamak zor değildir. Ma’ruf Allah Teala’nın rızasının, münker ise gazabının bulunduğu şeydir. Kur’an, ma’rufun emredilmesini ve münkerin yasaklanmasını, dünyasını vahyin inşa ettiği insanların temel/kaçınılmaz görevi olarak tayin ve tesbit eder. Bu, peygamberlerden (hepsine selam olsun) başlayarak aşağıya doğru inen tabii/fıtrî tavırdır.
Söz gelimi Efendimiz (s.a.v)’den bahseden ayetlerden birinde şöyle buyurulur: “Onlar (Ehl-i Kitab’a mensup iken iman etmiş olanlar), … Devamını Oku
Amel-i Salih
Soru
Salih amel, sıradan herkesin ulaşabileceği kaynaklarda sadece “yararlı faydalı işler” diye tercüme ediliyor ve başkaca da bir bilgi verilmiyor. Bu tarif yeterli midir? Değilse salih amel’den Rabbimizin muradı nedir?
Cevap
“Salih amel” kısaca, Allah Teala’nın rızasına uygun, kişinin kendisine ve/veya başkalarına faydası dokunan iş, fiil ve hareket demektir. Ulema, kelim-i tayyib (tevhid, tesbih, tehlil, tekbir) olmadan amel-i salih olmayacağını, niyet olmadan da bunların hiç birinin bulunmayacağını söyleyerek önemli bir noktaya parmak basmıştır. Niyetin sadece mü’min için bir anlam ve … Devamını Oku
Rahip Bahira Olayı-7
Ve nihayet Kur’an’ın “Sen, sana bu Kitab’ın verileceğini ummazdın. O ancak Rabbinin bir rahmetidir…”(28 Kasas/86) “İşte sana da buyruğumuzla Cebrail’i gönderdik; sen önceden Kitap nedir, iman nedir bilmezdin…”(42 Şura/52) gibi ayetler, Hz. Muhammed’in böyle bir olayı yaşadığını yalanlamaktadır. Çünkü böyle bir olayı yaşasaydı, en azından peygamber olacağına ilişkin bilgisi ve beklentisi olurdu. Kur’an ise, böyle bir bilgisinin ve beklentisinin olmadığını söylemektedir.
Önce Efendimiz (s.a.v)’in Kitap ve iman nedir bilmediğini ifade eden ayetten başlayalım: Bu ayet, Efendimiz (s.a.v)’in, geçmişinde … Devamını Oku
Rahip Bahira Olayı-6
Bu kadar olağanüstü halleri yaşayan ve bilgi sahibi olan Hz. Peygamber Hira’da ilk vahye muhatab olduğunda neden şok oldu? Önceden bu halleri yaşayıp bazı bilgilere sahip birisi olarak bunu soğukkanlılıkla karşılaması gerekmez miydi?
Efendimiz (s.a.v)’in Hira’da yaşadığı hadisenin etkisini uzun süre üzerinden atamaması, bir beşer olarak böyle olağanüstü bir durumu ilk kez yaşamış olmasındandı. Yoksa Efendimiz (s.a.v)’in Hira’da Cebrail (a.s) ile karşılaşmadan önce, sadık rüyalar vasıtasıyla vahiy olgusuna bir nevi hazırlık süreci giçirdiğini biliyoruz. Başta el-Buhârî ve Müslim … Devamını Oku