Kudüs kaygılarımız artıyor. Gün yok ki Mescid-i Aksa’ya yönelik yeni bir saldırı ile sarsılmayalım… Son iki ayda 100’e yakın Filistinli kardeşimiz Siyonist kurşunlarla can verdi; 2000’i aşkın yaralı, bir o kadar da tutuklu var. 40 yaşın altındaki Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girişi engelleniyor… 1994 yılında El-Halil’de İbrahim el Halil Camiinde sergilenen oyun şimdi Mescid-i Aksa’da sergilenmek isteniyor. Mescid-i Aksâ’yı bir Yahudi Tapınağına dönüştürme amacı sistematik olarak sahneleniyor… Yıllardır yaptıkları arkeolojik kazılardan sonra şimdi de aleni saldırganlık yolunu seçtiler… … Devamını Oku
“Levle’s-Senetân Le Heleke’n-Nu’mân”
İnternette bir video dolaşıyor. Videoyu hazırlayanlar, İmam Ebû Hanîfe’ye atfedilen “Levle’s-senetân le heleke’n-Nu’mân” (Son iki sene olmasaydı Numan helak olmuştu) sözünün Sünnî kaynaklarda sahih bir nakille gelmediği hakikatini çürüttüğü zannıyla, benim de aralarında bulunduğum birkaç hoca arkadaşın “böyle bir rivayet yoktur” dediğimiz görüntüleri verip, “siz yok diyorsunuz, ama var” diyerek buldukları bir-iki kitabın adını zikredip görüntülerini vermek suretiyle trajikomik bir duruma düşmüşler… Enteresandır, bir kısım Tasavvuf eserlerinde İmam Ebû Hanîfe’nin bu -asılsız- sözle, hayatının son iki yılında … Devamını Oku
Mezhep Savaşı Çığırtkanlığı
Enformasyon çağında olduğumuz söylenir ya sık sık; maruz bulunduğumuz duruma bakınca, bunu, başına olumsuzluk belirten ekle “dezenformasyon” şeklinde anlamak gerekir aslında. Enformasyon “propaganda”ya dönüşünce “stratejik” bir mahiyet kazanıyor zira. Ve yaşadığımız, bu anlamda tam anlamıyla bir “maruz kalma” durumu… Evet, yıllardır dilim döndüğünce üç çağdaş bid’at akımın -Modernizm, Vehhâbizm ve Şiizm- İslam coğrafyası -ve o çerçevede ülkemiz- için tehdit oluşturduğunu söylüyorum ve söylediklerimin arkasındayım. Bunlar arasında Şiizm’in altını kalın çizgilerle çizmemiz gerekiyor. Gerekiyor, zira İran’ın, ülkemizde ve … Devamını Oku
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’e Açık Mektup
Muhterem Başkan; Yakın geçmişte İran’a gerçekleştirdiğiniz ziyaret hayli konuşuldu. Twitter hesabınızdan yaptığınız açıklamalara bakılırsa aldığınız olumsuz tepkiler, kendinizi savunma ihtiyacı hissettirecek kadar yoğun… Makamınız, ağırlığını, Türkiye’deki Müslümanları temsil konumunda bulunuyor olmanızdan alıyor. Bu büyük bir sorumluluğun ifadesidir ve hiç şüphesiz bu sorumluluk, uhrevî açıdan, Diyanet İşleri Başkanı’nın idarî hiyerarşideki sorumluluğundan daha ağırdır… İran’ın “Ümmet’in birliği/vahdet” temalı her faaliyetinin “Ümmet’in maslahatını temin” amacından ziyade Ümmet’in birliğini daha da parçalamaya dönük “stratejik” bir anlam ve niyet taşıdığını ve münhasıran … Devamını Oku
Barutun Mu Bitti Hocaefendi?
Cübbeli Ahmet hoca geçen gün –televizyon kanalından da yayınlanan- bir sohbetinde şu meşhur “kefen” meselesini yeniden gündeme getirmiş. (https://www.youtube.com/watch?v=IeDnh6wZRz0) Hasbel kader temsil makamında görüldüğü Tasavvuf’a ve erbabına hiç yakışmayan seviyesiz, çirkin bir üslupla sürdürdüğü konuşmada benim, İhsan Eliaçık’ın sözlerine dayanarak kendisini 370 ₺ fiyatla “yanmayan kefen” satmakla itham etiğimi söylemiş. Bu mesele aylar önce gündeme gelmiş ve konuşulup bitmişken şimdi “müflis tüccar” gibi eski defterleri niye karıştırıyor Cübbeli hoca? Bir sohbetinde –benim bid’at ehliyle uğraşmayıp kendisiyle uğraştığım … Devamını Oku
Abdullah b. Sebe’
Hz. Osman (r.a) döneminde Müslüman olmuş görünen bu Yemen yahudisi, üçüncü halifenin şehit edilişiyle başlayan ve İslam tarihinde silinmez izler bırakan “fitne” sürecinin baş aktörlerinden birisi, hatta belki birincisidir. Rafızîlik ideolojisinin temel- lerini, ilk olarak bu zatın propaganda ettiği fikirlerde buluyoruz. Bu bakımdan Abdullah b. Sebe’i tanımadan Râfızîliği tanımak ve anlamak mümkün değildir. Râfızîliğe karakterini veren en temel unsurlar onun temelini attığı binanın yapıtaşlarıdır. Tıpkı Hristiyanlığın kurucusu Pavlus (St. Paul) gibi o da döneminde ortaya çıkan gelişmeleri, … Devamını Oku
Uydurma Hadis Saplantısı
13/a- Birtakım mütevatir hadislerin uydurma olduğunu iddia eden yazarın, bu konuda örnek olarak gösterdiği riva- yetler hakkındaki cevabi değerlendirmelerim konusuna girerken “İmamlar Kureyştendir” hadisi hakkında yazar şunları söylüyor: “Bu hadisin mevzû veya zayıf addedilebilmesi için onun birtakım kaynaklarda mevzû veya zayıf olduğunun söylenmesi şart değildir. Kendi kendine bir hüküm vermek- ten korkan ve herşeyi eski ulemanın eserlerine göre çözmeyi adet edinen gelenekselci/muhafazakâr eğilim böyle birşeyi şart koşabilir. Ancak bu şart bizi bağlamaz. (….) “Benim bu hadisin mevzû … Devamını Oku
Din’i Kimden Öğrenmeli?
Ümmet olarak belki de en önemli problemimiz, dini, temelden arızalı yaklaşımlardan (Şiilik, Modernizm, Vehhabılik), mütefekkirlerden (Cemil Meriç, Aliya lzzetbegoviç, …) ya da mühtedilerden (Muhammed Esed, Roger Garaudy, Martin Lings, Rene Guenon, Fritjof Schuon … ) öğrenmekte bir beis görmeyen, hatta bunu “ayrıcalık” sayma zaafıyla malul oluşumuz. Ya da böyle yapmaya mecbur bırakılmış olmamız. Oysa bunların kimi “yapı-bozucu etki yapıyor; kimi “yetersiz” kalıyor/bırakıyor. Bu kaynakların hangisinden beslenirsek beslenelim, bir şeyler yanlış gidiyor, birşeyler aksıyor. Çünkü alt yapımız yok; çünkü alt yapı inşa eden “yerli alimler kadromuz” ve onları yetiştirecek olan müesseselerimiz yok. Kim olursa … Devamını Oku
#3AralıkDünyaEngellilerGünü Vesilesiyle
İslam, dünyanın bir “imtihan yurdu” olduğu gerçeğini hayatın temeline yerleştiren bir din olarak, özellikle irademiz dışında başımıza gelenleri bu çerçevede değerlendirmemizi ister. Ve böyle olduğu için İslam, insanların “engelliler” ve “normal insanlar” gibi yapay, gayri tabii ve “yanlış” sınıflandırılmasını onaylamaz. Hayata ve insana bu zaviyeden bakan Müslüman toplumlarda, bugün “engelli” denerek kategorize edilen, daha doğrusu “etiketlenen” insanlarla ilgili ayrı, farklı değerlendirmelere rastlanmıyor oluşunun ebebi budur. Sahabe neslinden başlayarak hiçbir dönemde insanların, bedensel özellikleri dolayısıyla örtülü ya da açık biçimde ayrıştırıldığını göremezsiniz. İlgili kaynaklarda hayatlarını ayrı bir hayranlıkla okuduğumuz sahabîlerin önemlice bir kısmının bugün “engelli” diye anılan … Devamını Oku
Ehl-i Sünnet Müslümanlığın Kendisidir
Ehl-i sünnet anlayışına yönelik yapılan itirazların asıl amacı sizce nedir? Sahabe asrından sonra İslam fütuhatı genişlemeye başladı. Farklı kültürlerden ve dinlerden kitleler halinde İslam’a girişler başladı. Bir taraftan farklı kültürler ve dinlerin, bir taraftan içerideki bir takım arızalı anlayışların, yapıların etkisi ile Sahabe Asrı’nın sonlarına doğru sahabenin hiç görmediği, duymadığı bir takım fikirler, görüşler duyulmaya, görülmeye başlandı. Dolayısıyla Ehl-i sünnet dışı, Ehl-i sünnet’e aykırı fikirlerin, görüşlerin tarihi o zaman dilimine kadar gider. O zaman, sahabenin genç kuşağı hayattaydı … Devamını Oku



