Kefen

Ebubekir Sifil2015, 2015 Yılı, Cübbeli Ahmet Hoca, Gazete Yazıları, Ocak 2015, Ocak Ayı 2015 OS, Okuyucu Soruları, Şahıslar


İhsan Eliaçık tarafından gündeme getirilen iddia… CAH (Açılımı Cübbeli Ahmet Hoca oluyor herhalde) ürünleri satan bir site, “Ölünün kefenine yazdığında yahut bir kâğıda yazılıp kefenine konulduğunda. veyahut ceylan derisine yazılıp kefen içine konulduğunda meyyiti kabir azabından vesair sıkıntılardan kurtaracak” ifadeleriyle, normalinin birkaç katı fazlasına kefen satıyormuş.

İster istemez bu tarz konularla ilgili sorulara muhatap oluyor; cevap vermek zorunda kalıyorum. Can sıkıcı bir durum doğrusu…

Bu sitenin Cübbeli Ahmet hocayla irtibatı var mıdır, bilemiyorum. Cübbeli hoca olmadığını söylemiş. Böyle bir şey mümkün müdür? Birileri sizin adınıza site açıp ticaret yapacak, üstelik de böyle anormallikler söz konusu olacak ve siz bundan haberdar olmayacaksınız!..

Diyelim ki böyle oldu. Birileri bir ahlaksızlık yaptı ve sizin adınızı istismar etti. Ne yaparsınız? Böyle bir ithamın lekesini üzerinizden atmak için her türlü meşru yola tevessül ve bu ayıptan teberri edersiniz. Konu “bir kısım medya”nın gündemine de düşmüşse, mahkeme yoluyla masumiyetinizi ispat etmekten de kaçınmazsınız…

Böyle bir ayıbın failleriyle hesaplaşıp hesaplaşmamak onun bileceği iş. Yazısında zikrettiği Erba’în-i İdrîsiyye, bir kısım kitaplarda adına ve muhtevasından bazı pasajlara rastladığımız bir eser. Hz. İdrîs (a.s)’a vahyolunduğu söylenen 40 esmayı ihtiva ediyor. (Bir sonraki yazıda bu rivayet/eser üzerinde müstakil olarak duracağım inşaallah.)  Bu esmadan her birinin ayrı hikmet ve esrarından bahsediliyor. İsmail Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân isimli tefsirinde kendisinden sıkça alıntı yapılan bu esmadan birinin ölüyü kabir azabına ve çürümeye karşı koruduğu söyleniyor.

Cübbeli hoca bu noktadan hareketle birtakım şeyler yazdığını belirtiyor ki, yazdıklarına baktığımızda kendi içinde tutarsızlıklar taşıdığını görüyoruz.  Şu cümleler kendisine ait: “Adamın ameli bozuksa bu kefendeki ism-i şerif ona fayda verir mi? Fayda vermez diyoruz. O zaman da adam “Madem adamın ameli iyiyse buna ne hacet?” diyor. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Sizin hiçbirinizi ameli kurtaramaz.” buyuruyor. “Ya Resulallah peki seni de mi kurtaramaz.” diye soruyorlar. “Beni de kurtaramaz.” buyuruyor. Allah’ın fazlı keremi kurtarır. Ama Allah’ın fazlı keremi kime gelir? Salih ameli olanlara gelir. Şimdi “Zaten Allah’ın fazlı keremi gelirse gelecek. Namaza oruca ne gerek var?” diyebilir miyiz?!  O zaman “Madem iyi adam, ism-i şerifi yazmaya ne gerek var?” da diyemeyiz. Çünkü bu faziletli bir amel…”

Şimdi soru şu: Salih amel sahibi bir kimse bu ameli vesilesiyle kabirde rahat edecekse, bu esmanın kefene yazılmasının ilave bir faydasından söz edemeyiz. Efendimiz (s.a.v), amellerimizin bizi kurtaramayacağını söylemişse bu, o esmanın kefene yazılması için de evleviyetle söz konusu olmalıdır.  Zira farz, vacip, sünnet, müstehap amellerin vermeyeceği faydayı o esmanın kefene yazılması hiç veremez! Ameli olmayana bu işin faydası vermeyeceğini zaten kendisi de söylüyor. O zaman bu esmayı kefene yazdırmanın ne anlamı/faydası olabilir?

Kaldı ki eğer bu kefen işinin bir aslı varsa, bu ümmetin Selefinin bunu ihmal etmiş olabileceğini söylemek mümkün değil. Cübbeli hocanın yapması gereken şey, Sahabe ve Selef’in öldüklerinde kefenlerine bu esmanın yazılmasını vasiyet ettiğini bildiren güvenilir rivayetleri zikretmek, Fıkıh kitaplarında bunun tavsiye edilen bir amel olduğuna dair fukaha fetvalarını nakletmektir. Buralarda kendisine yer bulmamış bir fiil/amel nasıl “faziletli amel” olarak ifade edilebilir? Bu hükmü kim verebilir? Neresinden bakarsanız bakın, sıkıntılı bir mesele…

Ehl-i Sünnet adına, Tasavvuf adına, Fıkıh adına konuşan-yazan insanların başkalarından daha titiz olması, bu tarz konulara daha fazla hassasiyet göstermesi gerekir.

Vahdet Gazetesi – 26 Ocak 2015