Sırf Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnetini her türlü şaibe ve şüpheden beri tutabilmek için hadis ravilerinin ahvalini, şahsiyetini, özel hayatını, akidesini, kimlerle düşüp kalktığını, kimlerle görüşüp kimlerden ders aldığını… didik didik ederek en ince ayrıntısına kadar araştıran ve yeri geldiğinde en yakınlarını bile cerhederek güvenilmez olduklarını söylemekten çekinmeyen Cerh-Ta’dil otoritelerini, Hz. Peygamber (s.a.v)’e ait olmayan sözleri O’na isnad etme töhmeti altında bırakmak, onlara ve bu Ümmet’in alimlerine karşı işlenebilecek en büyük cürüm ve iftiradır!
4- Hadislerin, muhtelif kıstaslar göz … Devamını Oku
İki Hamidullah Tenkidi Hakkında Mülahazalar
Giriş
Hayatın temeli itikattır. Biz farkında olalım ya da olmayalım, sadece ibadet hayatımızda değil, kişiliğimizde, davranışlarımızda ve her türlü eylemimizde itikadî kabullerimizin derin etkisi vardır.
Mesele ahiretteki encamımız olduğunda ise, itikadî kabullerimizin önemi her şeyin üstüne çıkıyor. Zira oradaki hayat ebedî ve o hayatta sonsuz hüsran veya sonsuz mutluluk seçeneklerinden hangisinin bizi beklediğine bu dünyadaki itikadî tercihlerimizle karar veriyoruz.
Mesele, en genel çerçevesiyle “Müslüman oldum” demekle bitmiyor. İslam dairesi içine girmenin bu ilk ve en önemli adımından sonra, özellikle günümüz … Devamını Oku
Hadislerin Formülasyonu Tezi-1
Kur’an’ın hayata intikalinin en güvenli vasıtası olan Sünnet’in ve Sünnet’i bize ulaştıran vasıtaların ilki ve en önemlisi olan Hadis’in İslam’ın ikinci ve üçüncü yüzyıllarında “formüle” edildiği tezinin, Ümmet’in alimlerinin bizzat hadisler konusundaki tavrı göz önüne alındığında kabul edilebilir bir tarafının bulunmadığı görülmektedir.
Ulemamızın sahih kabul ettiği hadisleri de içine alacak biçimde –hatta ağırlıklı olarak bunları kastederek– kullanılan “formüle edilmiş olma” ifadesi, neresinden bakarsak bakalım, “uydurulmuş olma” ile aynı kapıya çıkmaktadır. Dolayısıyla burada bu tabir üzerinde fazlaca durmanın bir … Devamını Oku
Bir “Metin” Olarak Kur’an’ın Fonksiyonu
Bir ilahî Kitab’a sadece “varis” olmanın, insanın kurtuluşu için yeterli olmadığı, İslam öncesi dinlerin tecrübesiyle sabit iken, “içimiz”den Kur’an dışında başka kaynak tanımamaya azmetmiş olanların, Ehl-i Kitab’ın girdiği keler deliğine meftun olması “hamakatin zirvesi” olarak tavsif edilse yeridir.
Teslimiyet olmaksızın Kur’an’ın sadece bir “metin” olarak algılanmasıyla başlıyor bu macera. Arkasından, “Kur’an korunmuştur/korunacaktır, ama Sünnet için böyle bir garanti yok” ile devam ediyor. Son aşama olarak “tarihsellik” servise konuyor ve böylece arzu edilen vasata ulaşılmış oluyor. Bu arada Mu’tezile’nin … Devamını Oku
Parçalanmış Zihin=Parçalanmış Din
1954 yılında ünlü Hristiyan müsteşrik Alfred Guillaume, İslam Tetkikleri Enstitüsü’nün davetlisi olarak Türkiye’de “Garpte İslam Tedkikleri” başlıklı bir seri konferans vermiştir. Adı geçen Enstitü’nün neşrettiği dergide tercümesi neşredilen bu konferansların ilkinin girizgâhında Guillaume, Batı’da İslam araştırmalarını yürüten bilim adamlarının iki grup olduğunu ve bunların ilkini, “Din olgusunu beşer ürünü olarak görenler”in oluşturduğunu söyler. İkinci grup ise tabir yerindeyse “inançlı” (Hristiyan) araştırmacılardan oluşmaktadır.
İlk grubun dine karşı tavrı belli olduğu için dinî araştırmalarda varacakları netice de üş aşağı beş … Devamını Oku
“Özümseme” ve “İfraz” Mekanizmaları
Daha önce bu köşede, Malezya’da doktora yapan Serdar Demirel kardeşimden bahsetmiştim. Türkiye’de yayımlanmakta olan bir dergiye gönderdiği bir yazıyı bana da gönderme inceliğini göstermiş. Nefis tesbitler içeren bu yazının bir kısmını –birkaç küçük tasarrufla– sizinle paylaşmak istedim. Buyrun:
“Son dönemde en çok kullanılan kavramların başında –tabii ki terör, terörizm ve teröristten sonra– “globalizm” gelmektedir. Bu kavramlar sadece masum birkaç harfin bir araya gelmesinden ibaret değillerdir.
“Acizâne kanaatime göre, globalizm –küreselleşme– postmodernizmi ifade etmekte; yani, içinde bulunduğumuz tarihî dönemin, gerek … Devamını Oku
Tarihi Önyargılı Okumak
Modern dönemde İslam ilim tarihi üzerine kalem oynatanların belli bir kesiminin, özellikle bir kısım Ehl-i Sünnet alimleri, sırf siyasal iktidarlarla iyi ilişki içinde bulunmalarını gerekçe göstererek çeşitli ithamlarla yaftaladıklarını biliyoruz. Dünyalık için sultanlara yardakçılık etmekten, onların gayrimeşru uygulama ve tutumlarını meşru göstermeye çabalamaya ve muhtemel muhalefet hareketlerini bastırmaya çalışmaya kadar birçok iddia bu kampanyanın göz dolduran malzemeleri arasındadır.
Bu nispeten yaygın kanaatin kaynağı, aslında ne öğreti, ne de –uç örnekler dışında– bireysel tavırlardır. Esas kaynak, tarihin hastalıklı bir … Devamını Oku
Alim ve Rüya
Modernitenin rüya hakkındaki profan tesbitleri ile Müslüman’ın rüyaya atfettiği değer arasında bariz farklılıklar bulunması tabiidir. İkincisini, Efendimiz (s.a.v)’in rüya hakkında söylediklerindan başka birşeye dayandıramayacağımız açık.
Her ne kadar hangi rüyaların makbul ve itimada şayan olduğu ve hangilerinin böyle olmadığı yolunda elimizde bir kısım ölçüler var ise de, kimi spesifik durumlarda rüyanın bundan fazla belirleyici kılındığı da dikkat çekici bir husus.
Menakıb ve Teracim türü kitaplarda zikri geçen rical hakkında görülen rüyalara ayrı bir ihtimamla yer verilmesi çağdaş biyografi yazarlarının … Devamını Oku
Marife’deki Birkaç Yazı
Bir önceki yazıda Marife dergisindeki iki yazı üzerinde kısaca durmuştum; yer darlığı sebebiyle bahse konu etmeyi uygun bulduğum diğer birkaç yazı üzerinde de bugün –yine kısaca– duracağım.
Yrd. Doç. Dr. Yavuz Köktaş’ın “Hadis Tariklerini Bir Arada Değerlendirmenin Faydaları Üzerine” başlıklı yazısı ana hatları itibariyle “malumu ilam” görüntüsü vermekle birlikte, bir yönüyle ulemanın Hadis metinlerini değerlendirmede kullandığı yöntemlerin hala aşılamamış olmasına işaret etmekle önemli bir işlevi yerine getiriyor.
Köktaş, “Yeni Yaklaşımlar” arabaşlığı altında İftikhar Zaman’ın, aynı bağlamdaki farklı metinlerden hareketle … Devamını Oku
Batı “Hukema”dan Ne Öğrendi?
İslam filozoflarının, Felsefe’nin “İslamîliğini” temellendirmek için Kur’an’ın tefekkür, i’tibar, tedebbür, tezekkür, teemmül… vurgusuna başvurması bana oldum olası “problemli” görünmüştür. Düşünürüm ki, Kur’an’ın bu alandaki çağrısı Mekkî’dir ve dahi Yüce Allah’ın vahdaniyet, kudret ve azametine imana ve bunları itirafa çağırır. Bu maksat hasıl olduktan sonra sıra “teslimiyet”e, yani “uygulama”ya gelir. Bir sonraki ise iman, amel ve ve takvada “kemal”e ulaşma merhalesidir.
Ne ki İslamîliği ispatlanmaya çalışılan Felsefî düşüncenin ilk noktada durmadığı da vakıa. Zira o sistemli düşünce peşinde olduğundan, … Devamını Oku