Mezhepler ve Şirk

Ebubekir Sifil2002, Gazete Yazıları, Kasım 2002, Konularına Göre, Mezhep

Emin olun, başımıza ne geliyorsa çoğunlukla “tek kanallı” beslenmeyi tercih edişimizden geliyor. Sünnet’i/Hadis’i tanımayıp “sadece Kur’an” diyenler, Sünnet’i/Hadis’i kabul edip mezhepleri reddedenler, bunların hepsini kabul edip Tasavvuf’u topa tutanlar, Tasavvuf’tan yana tavır koyup –türlü şekillerde/gerekçelerle– “zahir uleması”na itiraz edenler… Bölünmeye o kadar müsait bir yapımız var ki, çoğu zaman aynı grup içinde yer alanlar bile, en küçük bir ihtilaf sebebiyle kendi aralarında amip gibi bölünerek çoğalıyor.

Aslını sorarsanız bu, “çoğalmak” değil, tam tersine “bölünerek azalmak!” Çünkü biz bölündükçe çoğalan sadece kindarlıklar, nefsîlikler ve saman alevi gibi bir yanıp bir sönen “grupçuklar” oluyor. Azalansa enerjimiz, birikimimiz, muhabbetimiz, ülfetimiz, hasılı “kendimiz”…”Ayrışma”yı olumsuzlayan birisi olarak, yine “ayrışma”nın bir türü olan “mezhep” vakıasını sahiplenmem “bazılarına” garip gelebilir. Hemen söyleyeyim ki, burada, mezhep vakıası ve Fıkhî ihtilafların mahiyeti ile ilgili eserlerde serdedilen argümanlarla savunmaya geçecek değilim.

Konuya ilgi duyanlar bu kitapları okumakla hakikate kolayca ulaşabilirler. Dilimizde de bu konuda birkaç çalışma mevcut.Bu yazıda üzerinde durmayı tercih edeceğim husus, “mezhep taraftarları”nın tekfiri meselesi.

Bir önceki yazıda yer verdiğim e-mailde dile getirilen “mezhep karşıtlığı” üzerinde bir miktar duracağım bugün.Mezhep imamlarını taklidi şiddetli bir şekilde eleştirerek “batıl” ve “haram” olarak nitelendiren, hatta kâfir ve müşrikler hakkında inen ayetlerin mezhep mukallitlerini de kapsamına aldığını söylemekle örtülü biçimde onların da küfür ve şirke düştüğünü söyleyen İbn Hazm, bildiğim kadarıyla bu konuda menfi tutum içinde olanların ilkidir. [1]Bu görüşleri için onun el-İhkâm‘ına II, 282 vd.bakılabilir.

Ondan sonra da taklit karşıtlığı şu veya bu tonda devam etmiş ve Bilebildiğim kadarıyla mezhep imamlarını taklid edenleri açıkça toptan “şirke düşmek”le suçlayan ilk isim, İbn Teymiyye’nin dedesinin Münteka’l-Ahbâr‘ını Neylu’l-Evtâr adıyla şerheden Muhammed b. Ali eş-Şevkânî’dir (ö: 1250/1834). eş-Şevkânî, Fethu’l-Kadîr isimli tefsirinde, hemen her fırsatta “Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler” mealindeki 9/et-Tevbe, 31. ayetinin taklit ehlini de kapsamına aldığını söyleyerek taklidin açıkça “şirk” olduğunu söyler. Mesela bir yerde [2]a.g.e., I, 348 şöyle der: Allah’ın dininde şahısları taklit eden kimse, taklit ettiği kişiyi rabb edinmiştir.

Yine bu eserinin bir başka yerinde de [3]II, 353 şunları söyler: “Mezhep ehli kimsenin, bu ümmetin alimlerinden –nassların hükümlerine, Yüce Allah’ın hüccet ve bürhanlarına, gönderdiği kitap ve peygamberlerin söylediğine muhalif davrandığı halde– sözüne uyup yolundan gittiği kimseye bu itaati, Yahudi ve Hristiyanlar’ın, bilgin ve rahiplerini Allah’tan başka rabbler edinmesi gibidir. Çünkü kesinlikle bilinmektedir ki, Hristiyan ve Yahudiler, bilgin ve rahiplerine ibadet etmemekte, ancak onlara itaat ederek onların haram kıldıklarını haram, helal kıldıklarını da helal kabul etmektedirler. Bu ümmetin mukallit kesiminin yaptığı da budur. Hatta onlar bilgin ve rahiplerini rabb edinen Yahudi ve Hristiyanlar’a, yumurtanın yumurtaya, hurmanın hurmaya ve suyun suya benzemesinden daha fazla benzemektedirler…”

Milli Gazete – 26  Kasım 2002

Kaynakça/Dipnot

Kaynakça/Dipnot
1 Bu görüşleri için onun el-İhkâm‘ına II, 282 vd.bakılabilir.
2 a.g.e., I, 348
3 II, 353