Çeşitli Meseleler-5

Ebubekir Sifil2010, 2010 Yılı, Gazete Yazıları, Ocak 2010, Ocak Ayı 2010 OS, Okuyucu Soruları

  1. Seferde nafile kılmanın hükmü nedir?

Seferde (yolculuk halinde) nafile namaz kılmanın cevazı konusunda mezhepler arasında ittifak vardır. Efendimiz (s.a.v)’in, sefer halindeyken hayvanının üzerinde nafile namaz kıldığı, bir çok sahabîden sahih senedlerle nakledilmiş ve bu rivayetler bütün mezhepler tarafından hükme medar kılınmıştır.[1]Geniş bilgi ve rivayetler için bkz. el-Cassâs, Muhtasaru İhtilâfi’l-Ulemâ, I, 315; İbn Abdilberr, el-İstizkâr, VI, 120 vd.; Vehbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuh, … Continue reading

  1. Taaddüd-ü zevcat meselesine bir müslümanın bakışı ne olmalıdır?

Taaddüd-i zevcat (erkeğin birden dörde kadar kadınla evlenebilmesi) meselesi modern zamanlarda üzerinde hayli kelam edilen hususlardan. 4/en-Nisâ, 3 ayeti ve bu ayetin ifadesi/delaleti konusunda Sünnet-i Seniyye’nin ortaya koyduğu pratik, erkeğin, şartlar oluştuğunda dörde kadar kadınla evlenebileceğini göstermektedir.

Kur’an, Sünnet ve İcma ile sabit olan bu mesele gündeme geldiğinde birtakım itiraz noktaları ileri sürülüyor. Yeri gelmişken onlara da kısaca değinelim:

  1. Taaddüd-i zevcat meselesinin Kur’an tarafından yerine getirilmesi imkânsız bir şarta bağlandığı söylenir. Gerekçesi de, ayetin devamında yer alan “adalet” şartıdır. İddiaya göre bunun yerine getirilmesi mümkün olmayan bir şart olduğu yine Kur’an ayetiyle sabittir. Aynı surenin 129. ayetinde şöyle buyurulur: “Kadınlar arasında adaletli davranmaya ne kadar hırs gösterseniz de, buna muktedir olamazsınız. O halde birine büsbütün meyledip de diğerlerini (ne kocalı, ne de kocasız gibi) büsbütün askıda bırakmayın…”

Bu yaklaşım doğru kabul edildiğinde Kur’an’ın, bir hükmü bir yerde bir şarta bağlamak, başka bir yerde ise o şartın yerine getirilmesinin mümkün olmadığını tasrih etmek gibi bir tutarsızlık sergilediği -haşa- söylenmiş olmaktadır.

Bu yaklaşımı benimseyenler için ne ifade eder bilemeyeceğim ama aklı başında olanlar için bu, sakat bir Kur’an anlayışının, dolayısıyla merdut bir Allah tasavvurunun ifadesidir. Zira Allah Teala her türlü kemal sıfatıyla muttasıftır ve her türlü noksanlıktan münezzehtir. Kullarıyla -haşa- dalga geçercesine bir ayetinde ileri sürdüğü bir şartı, bir başka ayetinde yerine getirilmesi imkânsız olarak nitelemek tam bir tutarsızlıktır ve Allah Teala -sıradan insanlar için dahi kabul edilemeyecek- böylesi nakisalardan yüce ve beridir.

İlgili ayeti bu şekilde anlamaya çalışmak, vakıayla da ters düşmek olacaktır. Zira birden fazla kadınla evli olan bir kimse, eşlerinin her biri hakkında, maddi ihtiyaçlarını karşılama, kendilerine karşı kocalık vazifesini yerine getirme vb. hususlarda elbette tam bir adalet sağlamaya muktedirdir. Buna engel ne olabilir?

O halde doğrusu nedir?

Doğrusu şu ki, 4/en-Nisâ, 129. ayette yer alan “adalet”, sevgide adalettir. Allah Teala, birden fazla kadınla evli bulunan erkeklerin, eşlerinin her birini aynı muhabbetle sevmesinin mümkün olmadığını beyan buyurmaktadır. Nitekim Efendimiz (s.a.v)’in de eşleri arasında Hz. Aişe (r.anha) validemize, diğer annelerimizden daha ileri boyutta bir muhabbet beslediğini biliyoruz. O halde Kur’an, birden fazla kadınla evli olan Müslüman erkeklere şöyle demiş olmaktadır: “Eşleriniz arasında, her birini aynı derecede sevme konusunda adalete riayet etmeniz mümkün değil. O halde meylinizi ve sevginizi bütünüyle onlardan birisine yöneltip, diğerlerini büsbütün ilgisiz ve sevgisiz bırakmayın.”

  1. Taaddüd-i zevcatın, kadın-erkek eşitliğine aykırı olduğu ileri sürülür.

Modern çağın bilinç altımıza zerk ettiği virüslerden birisi de işbu “eşitlik” sloganıdır. Şu bir hakikat ki, erkekle kadın arasında “eşitliğe” dayalı bir ilişki tesis etmeye çalışmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Doğrusu, bu ilişkinin “eşitliğe” değil, “adalete” dayalı olmasıdır. Zira erkekle arasında ne fizik bakımdan, ne biyolojik bakımdan, ne de psişik yapıları itibariyle eşitlikten söz edilebilir. Hayat ve kadın-erkek ilişkileri, insanlık tarihi boyunca bu gerçek üzerine oturduğu gibi, -aksi ne kadar propaganda edilirse edilsin- aynı durum bugün de geçerlidir, yarın da geçerliliğini sürdürecektir. Zira aksi, eşyanın tabiatına aykırıdır.

  1. Taaddüd-i zevcatın, kadının istismarına vesile edinildiği ileri sürülür.

İşte buna bir diyeceğim yok. Modern zamanlarda Müslüman erkeklerin, ekonomik durumları, sosyal statüleri, konumları vs. değiştiğinde ilk yaptıkları iş, ilk eşlerini ya boşamak veya taaddüd-i zevcat hükmünden istifadeyle daha “alımlı” birileriyle ikinci, üçüncü… evlilik yapmak oluyor. İlk eşlerinden daha yaşlı, daha az güzel, ekonomik durumu ve sosyal statüsü daha düşük ve hele de dul ve çoluk-çocuk sahibi bir hanımla ikinci, üçüncü… evlilik yapanı ben şahsen ne duydum, ne de gördüm. Oysa taaddüd-i zevcatın mübah kılınmasındaki sır ve hikmetlerden birisi de, şu veya bu sebeple dul kalmış, çoluk-çocuğuyla bir aile yuvasının emniyet ve sıcaklığını arayan mü’min kadınların ortada kalmasının önüne geçmektir.

Taaddüd-i zevcatın hep bir “hak” olarak görülmesi bu noktadaki hastalıklı bakışın yansımasıdır. Oysa bu kurumun, bir “görev” olarak ortaya çıktığı nice durumlar vardır ve mü’min erkeklerin “er”liğinin bu noktada çetin bir imtihana tabi olduğu unutulmamalıdır!

Devam edecek.

Milli Gazete – 10 Ocak 2010

Kaynakça/Dipnot

Kaynakça/Dipnot
1 Geniş bilgi ve rivayetler için bkz. el-Cassâs, Muhtasaru İhtilâfi’l-Ulemâ, I, 315; İbn Abdilberr, el-İstizkâr, VI, 120 vd.; Vehbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuh, II, 348-9.