Muharrem Ayı Ve Aşure

Ebubekir Sifil2010, Aralık 2010, Gazete YazılarıLeave a Comment

İnancın kültüre kaynaklık ettiğini, inancın kültürle iç içe geçtiğini gözlediğimiz en yalın tezahür alanlarından birisidir Muharrem ayı. Elbette bu ayı özellikli kılan 10 Muharrem tarihidir. Zira “Âşûrâ/Aşure” olarak anılan bu gün, sadece bazı Peygamberlerin yaşadığı önemli hadiselerle ilgili bir hatırlatma içermekle kalmaz, “Kerbela”yı da bilincimize ve gündemimize çiviler…

Sık tekrar edilen şeylerin zaman içinde ruhunu yitirmeye ve mekanikleşmeye başlaması eşyanın tabiatındandır. 10 Muharrem tarihinin anlam ve ifadesi için de aynı şey söz konusu. Zaman içinde ona ilişkin olarak hafızamızda kalan, genellikle sadece yukarıda değindiğim bir-iki başlıktan ibaret olur ki, aşağıda onlarla ilgili bir miktar bir miktar detaya girmeye çalışacağım. Bu noktalarda algı ve şuurumuzdaki mekanikleşme arızasını ortadan kaldırmak için bir “hafıza ve algı tazelemesi” yapmakta fayda var:

Rivayete göre 10 Muharrem’de Hz. Adem’in bağışlanma talebi ve Hz. Yunus’un  kavminin tevbesi kabul olunmuş, Hz. Nuh’un gemisi, içindekilerle birlikte tufandan kurtularak Cudi dağına oturmuş, İsrailoğulları (Hz. Musa önderliğinde) yarılan denizden (Kızıldeniz) geçmiş, Hz. İbrahim (bazı rivayetlerde Hz. İsa da) bu gün dünyaya gelmiştir (hepsine selam olsun).1)et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, VI, 69.

el-Heysemî, bu rivayetin senedindeki Abdülğafûr b. Sa’îd’in “metruk” (rivayetleri terk edilmiş) bir ravi olduğunu söylemiştir.2)el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, III, 433-4. Yine bu rivayetin senedinde bulunan Osman b. Matar isimli şahıs, Cerh-Ta’dil otoriteleri tarafından “zayıf” bir ravi olarak nitelendirilmiş, İbn Hibbân da onun “yalancı” olduğunu söylemiştir.3)İbn Hacer, Tebyînu’l-Aceb, 28-9.

Dolayısıyla bu rivayete dayanılarak, anlatılan hadiselerin tamamını “gerçekten olmuş” gibi telakki etmek doğru değildir. Bu hadiseler arasında, başka sahih/müstakil rivayetler vasıtasıyla vukuundan haberdar kılındığımız olaylar elbette vardır. Hemen aşağıda bunlardan birini göreceğiz. Bir diğeri İmam Ahmed tarafından nakledilen ve aşağıda değineceğim rivayetin –İbn Kesîr tarafından “garib” olarak nitelendirilen– bir varyantını oluşturan rivayettir. Buna göre Efendimiz, Yahudilere Aşure günü oruç tutmalarının sebebini sorduğunda –İsrailoğulları’nın Kızıldeniz’den geçiş olayı yanında– Hz. Nuh (a.s)’ın gemisinin tufandan kurtulmasıyla ilgili bilgiyi de nakletmişlerdir. Bu rivayetin “uydurma” olarak nitelendirilmediğine dikkat edilmelidir.4)Müsned’i tahkik eden Şuayb el-Arnaût da (XIV, 335), bu rivayeti “uydurma” olarak değil, “zayıf” olarak nitelendirmiştir. Burada dikkat etmemiz gereken nokta, bunları böyle toplu bir şekilde veren rivayetlerin sahih olmadığıdır.

Muharrem ayı denince öne çıkan hususlardan birisi de “Muharrem orucu”dur. Başta el-Buhârî ve Müslim olmak üzere pek çok Hadis imamı tarafından nakledilen bir rivayete göre Efendimiz (s.a.v) Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Muharrem ayının 10. günü oruç tuttuğunu görmüş, bunun sebebini sorunca da “İsrailoğulları’nın bu günde Kızıldeniz’i geçip Firavun ve ordusundan kurtulduğu, Hz. Musa (a.s)’ın da bu sebeple bu gün oruçlu geçirip İsrailoğullarına da aynı şeyi emrettiği cevabını almıştı. Bunun üzerine “Biz Musa’ya (muvafakat etmeye) sizden daha layıkız”” buyurarak Muharrem’in 10. gününü oruçlu geçirmiştir.

Ancak Efendimiz (s.a.v), Yahudilere muhalefet amacıyla da bu oruca önünden veya arkasından bir gün eklenmesini uygun görmüş ve gelecek seneye ulaşırsa öyle yapacağını belirtmişti. Ancak o senenin Muharrem’ine ulaşamadan Refik-i A’lâ’ya intikal etmişti.5)el-Buhârî, “Savm”, 68; Müslim, “Sıyâm”, 128…

Bununla birlikte, Muharrem orucu denince hemen aklımıza geliveren bu hadise, o oruca hususiyetini veren başlıca unsur değildir. Sahih rivayetlere göre Kureyş, cahiliye döneminde de Muharrem ayının 10. günü oruç tutardı. Efendimiz (s.a.v) de Ramazan orucu farz kılınana kadar bu oruca devam etmiş ve Sahabe’ye de tutmalarını emir buyurmuştu. Ramazan orucu farz kılındığında ise Aşure günü oruç tutmayı herkesin kendi isteğine bıraktı.6)el-Buhârî, “Hacc”, 46; el-Muvatta, “Sıyâm”, 11…

Dolayısıyla dilimize “Aşure” olarak yerleşmiş bulunan Muharrem’in 10. günü orucunun mahza Yahudilerden alınmış bir oruç olmayıp, Hz. İbrahim (a.s) vasıtasıyla oğlu Hz. İsmail (a.s)’a ve oradan da Kureyş’e intikal etmiş bir uygulama olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.

Milli Gazete – 20 Aralık 2010

Sonraki Yazı

Bediüzzaman ve Risale-i Nur-18

S–21) 2. Abdülhamit Sait Nursi'yi deli diye tutuklatmış mıdır? Böyle bir olay varsa nedeni nedir? ... Read more

Önceki Yazı

Bediüzzaman ve Risale-i Nur-17

S–19) Cevşenül kebir Hadis-i Şerif midir? Kutubu sitte'de geçiyor mu? Cevşene bakış açımız nasıl olmalıdır? ... Read more

Kaynakça/Dipnot   [ + ]

1. et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, VI, 69.
2. el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, III, 433-4.
3. İbn Hacer, Tebyînu’l-Aceb, 28-9.
4. Müsned’i tahkik eden Şuayb el-Arnaût da (XIV, 335), bu rivayeti “uydurma” olarak değil, “zayıf” olarak nitelendirmiştir.
5. el-Buhârî, “Savm”, 68; Müslim, “Sıyâm”, 128…
6. el-Buhârî, “Hacc”, 46; el-Muvatta, “Sıyâm”, 11…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir