Başörtüsü ve Amellerin Kabulü-1

Ebubekir Sifil2006, 2006 Yılı, Gazete Yazıları, Kasım 2006, Kasım Ayı 2006 OS, Okuyucu Soruları

Soru

“Eşim öğretmen, ama başörtüsünden dolayı ayrılmak zorunda kaldı. Apartmanımızda sohbetlerine gittiği bazı apartman ablaları!! “Bu zamanda sizler gibi inançlı ve bilgili hanımların görevlerinden ayrılmaları doğru değil. Başörtüsü farz ama ilim, cihad vs. daha önemli farz” gibi laflar ediyorlar imiş. Eşim de “Hiçbir helal, haram yoldan işlenmez” dediğinde “Sen sınıfında başın açık çocuklara iman, ihlas. ilim verebilirsin; başını açmanın günahının yanında bu sevap daha büyüktür” diyorlar imiş ve delil olarak ta “Sokakta başı açık onca kadın var; öyleyse onların başları açıkken yaptıkları hiçbir amel kabul değil öyle mi?” diyorlar imiş. Bu inançlarının, kimliğini açıklamadıkları bir zattan içtihat olduğunu anımsattıklarında eşim içtihadın, hükmü konmamış durumların Kur’an, sünnet, icma ve kıyaslara dayanarak liyakat sahibi müçtehitlerce yapılması gerektiğini söyleyip, “Sizin müçtehit kabul ettiğiniz zat dinde hükmü Kur’an’da konmuş bir emri tahrif ediyor, böyle her zorluğa bir içtihat!! yaparsanız Allahu alem kıyamete kadar kaç hükmü değiştirmiş olursunuz” dediğinde eşimi susturup konuyu değiştirmişler. Velhasıl sayın hocam, başı açık bir kadının okulda ilim öğretmesi ve yaptığı hayırlar kabul olmaz diye biliyorum. Ya sokaktaki başı açık kadının buna benzer hayırlarının hükmü nedir? Bu iki durum arasında ki fark nedir?”

Cevap

Başörtüsü yasağının doğurduğu yeni bir tartışma ile karşı karşıyayız. Yaygın olarak karşılaşıldığı için benim meseleyi daha fazla detaylandırmama ihtiyaç yok…

Hangi farzın “daha önemli” olduğunun kararı neye göre verilir? Şüphesiz ki burada Usul ve Kavaid devreye girer. Burada başörtüsünün bireyle sınırlı farziyeti, buna mukabil ilim öğrenmenin, hizmet etmenin vs. umumî faydası göz önünde bulunduruluyorsa, başörtüsü emrine riayet etmenin “farz-ı ayın”, diğerlerinin ise “farz-ı kifaye” olduğu söylenerek bu mantık pekala tersine çevrilebilir.

Bence meselenin esas bu zeminde değerlendirilmesi gerekir. Bu noktanın detaylarını bir sonraki yazıya bırakarak, soruda yer alan diğer hususlara geçelim:

Hiçbir helalin haram yoldan işlenmeyeceği tesbitinin –bazı istisnalarıyla birlikte– doğru olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu tesbitin başörtüsü konusuyla örneklendirilmesinde problem var. Zira başörtüsü örtmek ile –diyelim ki– ilim öğrenmek, birbirine bağlı hususlar değil; aralarında “tabi-metbu ya da asıl-fer’ ilişkisi” yok. Bu sebeple “biri olmazsa diğeri de olmaz” demek doğru değil. Şu halde, başı açık mü’min kadınların, o durumda namaz kılmaları caiz değildir; ama –mesela– başlarının açık olmasının, tuttukları orucun, verdikleri zekât ve sadakanın sıhhatine mani olmadığını söylemek durumundayız.

Öte yandan zaruret, ihtiyaç, zorluk ve sıkıntı (meşakkat) durumlarının kendine göre hükümleri olduğu açık. Böyle durumlarda hükümlerin, zaruret ve ihtiyaç miktarınca değişeceği de öyle. Ancak yaşadığımız süreçte başörtüsünün “teferruat”a indirgenmesi, bir anlamda bilincimizin kodlarıyla oynanması anlamına geliyor. Zaruret vb. durumlar, aslî hükmün “önemsizleştirilmesini” değil, geçici bir süre askıya alınmasını mübah kılar ve arızî durumun bir an önce ortadan kaldırılması mükellefiyetini asla iskat etmez!

Devam edecek.

Milli Gazete – 19 Kasım 2006