Siyasal Sistem Modelleri

Ebubekir Sifil2015, Gazete Yazıları, Nisan 2015Leave a Comment

Devlet dediğimiz aygıtın temel misyonu, ait olduğu toplumun inanç ve kültür temelinde şekillenen ihtiyaç, talep ve beklentilerini karşılamaktır. Bireysel ve toplumsal haklar ve mükellefiyetler de bu temelde anlam ve pratiğini bulur. Her millet bu vakıa temelinde siyasal örgütlenme noktasında belli bir model benimsemiş ve uygulamıştır.

İslam’ın siyasal bir sistem öngörüsü var mıdır? Bu soru modern dönemde yaygın olarak “yoktur” şeklinde cevaplandırılmış olsa da, Kur’an ve Sünnet üzerine ibtina eden ilimler ve tarihsel tecrübe bunun aksini söylemektedir.

Modern bakış açısının yukarıdaki cevabı, Sünnet’i görmezden gelme tavrının tabii bir yansımasıdır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Modernistler kendi tercihlerini “Kur’an’ın gereği” diye sunma illüzyonuna başvururken, küllî bir hakikati tekil/cüz’î/sübjektif bir istidlale kurban ediyorlar… Zira biliyorlar ki Sünnet bu alanda meydanı onların vehimlerine terk etmemiş, Efendimiz (s.a.v) “Kur’an’ı beyan” görevi çerçevesinde bu noktada da bize “olması gereken”i göstermiştir.

İslam ümmetini, siyasal-toplumsal bir bütünlük içinde bir arada tutmaktan ve Müslümanların maslahatlarını gerçekleştirmekten başka bir misyonu olmayan Hilafet –yıllar yılı bu topraklarda yeni nesillere “cüzzamlı” bir kavram olarak propaganda edilmiş olsa da– İslamî ilimlerin ve tarihsel tecrübenin ortaya koyduğu en temel hakikatlerden biridir. Söz konusu propagandanın ezici etkisi altında bu Ümmet yıllar yılı, “Hristiyanları, Yahudileri, Budistleri, Hinduları… bir arda tutan merkezî yapıları var da Müslümanların neden yok?” sorusunu diline almaya dahi cesaret edemedi.

Bu noktada “demokrasi şirktir” sakızını çiğnemenin bir anlamının olmadığını yüksek sesle konuşmak durumundayız. 70’li-80’li yılların “tercüme furyası”nda bu toprakların müktesebatına sırt dönen bir kısım yazar-çizerlerin diline pelesenk olan bu slogan, itiraf edelim ki konu hakkında derinlemesine yapılmış çok yönlü tahlillerin neticesi olmayıp, Kur’an ve Sünnet’i “gâvur işgali” altındaki coğrafyalarda bir “kurtuluş ideolojisi” üretme refleksiyle okuyan belli bir çizginin ortaya koyduğu bir tesbittir.

Demokrasi bir “şablon”dur. İçini siz doldurursunuz. Bu ülkede 12 Eylül anayasasına “evet” diyenlerin ne büyük bir yekün teşkil ettiği hafızalardadır. Buna mukabil, şimdilerde 12 Eylül anayasasının kökten değişmesini isteyenler çoğunluğu oluşturuyor. Bu iradenin, önümüzdeki Haziran seçimlerinde “Başkanlık sistemi”ne giden yolu açacak anayasa değişikliğine de “evet” diyeceğine kesin gözüyle bakabiliriz…

Ancak burada bir probleme işaret etmemiz gerekiyor: İslamî ilimlerin ve tarihsel tecrübenin ortaya koyduğu pratik bugün bir takım tekinsiz çevreler tarafından gündeme getirilmekte ve alabildiğine istismar edilmektedir.

Mesele Müslümanların –en azından ekseriyetin– ortak iradesinin temsil edilip dilmediği sorusunun cevabında gizlidir. Bugün icraatlarını ve bağlantılarını ibretle müşahede ettiğimiz arızalı yapının en temel açmazı budur. Varlığını Müslümanlarla mücadeleye adamış kökü dışarıda bir yapının Müslümanları temsil ve Müslümanların maslahatlarını deruhte etme iddiası inandırıcı bulunup ciddiye alınabilir mi?

27 Nisan 2015 – Vahdet Gazetesi

Sonraki Yazı

İfrat-Tefrit Tutumlar Arasında Hadis

Özellikle "Üçaylar" gibi belli zaman dilimlerinde bir kısım hadislerin dolaşıma girmesi vaka-yı adiye haline geldi ... Read more

Önceki Yazı

Noel-4

3. Hz. İsa'nın belirtilen doğum tarihi doğru mudur? Hz. Meryem validemizin Hz. İsa (a.s)'ı dünyaya getirişinden ... Read more

Bir Cevap Yazın