Ümmet’i tarih içinde bir arada tutan ve bugün de tutacak olan biricik zemin bu Din’in sabitelerinin oluşturduğu alandır. Bu alan, dahilî ve haricî her türlü yıkıcı/bölücü cereyana, tertibe rağmen Ümmet’i 1400 yıl bir arada tutmuştur. Hatta sadece “bir arada tutmak”la kalmamış, Ümmet’in insanlığa numune-i imtisal duruş ve tecrübesine de kaynaklık etmiştir. Ümmet’i kucaklayan tecrübe de buradadır, sahih ve sahici tasavvur da buradadır.
Bu zemin üzerinde yürüyenler hiçbir zaman diğer kesimleri kendileri gibi düşünmeye/inanmaya zorlamamıştır. Bu sebeple ayrılıkçı kesimler … Devamını Oku
Vahdet için
‘Vahdet’ vurgusunu adını taşıyacak kadar önemseyen bir gazetedeki ilk yazının vahdet temalı olması son derece tabii. İtiraf edeyim, gazetenin adı Vahdet olmasaydı da yazacağım ilk yazının “vahdet” temalı olmasını önemserdim…
Vahdet söz konusu olunca Ümmet’in birliğini-bütünlüğünü vurgulayan nassları bir bir sıralarız da, vahdetin şartları, imkânları ve olmazsa olmazları üzerinde çok fazla imal-i fikr etmeyiz genellikle. Oysa meselenin asıl önemli ve hassas noktası burasıdır. Bu noktayı netleştiremediğimiz için de vahdet söylemleri hep havada kalır…
Öncelikle Kur’an ve Sünnet’in vahdet vurgusunun, … Devamını Oku
Sünnet İnkârcılarının Zihniyet Ataları
Modern zamanlar, pek çok İslamî hüküm, değer ve inancın bizzat Müslümanlara tartıştırıldığı zaman dilimleri olarak kayda geçiyor. Her ne kadar biz benzer bir durumun Sahabe kuşağı henüz hayattayken yaşandığını görüyor isek de, arada önemli bir fark var: O dönemlerde bu meseleleri tartışanlar, Müslüman toplum tarafından hiçbir zaman benimsenmemiş, hep eğreti durmuş, hep “heretik/sapkın” olarak değerlendirilmiştir. Bugünse bilhassa Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte, bir devlet gücünü, bir sermaye birikimini arkasına alan bu tür yapılanmalar, elde ettikleri imkânlarla bid’atlarının … Devamını Oku
Yine Suriye – 3
“Suriye’de yönetime kaşı ayaklananları Batı silahlandırıyor ve destekliyor” şeklindeki argümana gelince, birkaç kere yazmıştım, tekrar edeyim: Suriye’de bugün yönetime karşı silahlı mücadele veren halk, “Arap Baharı” sürecinin başlangıcında silah kullanmamak için hayli direndi. Sadece Esed yönetiminin yıllardır vaat ettiği reformları hayata geçirmesi talebiyle gösteri yapan insanlar vardı meydanlarda. Ancak yönetimin bu gösterilere mukabelesi kan dökmek şeklinde olunca ve bu tahammül edilemeyecek boyutlara ulaşınca silah kullanmak zorunda kaldılar.
Suriye’de yönetime karşı direnenlerin Batı tarafından silahlandırıldığı meselesine gelince; yönetime karşı … Devamını Oku
Yine Suriye–2
Geldiğimiz noktada, bilhassa İslamî değerleri hayata aktarmak gibi bir hedefi olan ve bunu Allah’ın izniyle ve arkasına aldığı büyük halk desteğiyle yapabilecek konumda bulunan Mısır, İran’ın, “İslam dünyasında Batı’ya kafa tutan tek ülke” söylemini boşa çıkartması dolayısıyla dikkatle takip edilmelidir. Bu aşamada gerek içeriden, gerekse dışarıdan Mısır’ı köşeye sıkıştırmaya çalışan güçlerin tezgâhlarına özellikle dikkat edilmelidir.
Öte yandan BOP, eğer ABD’nin bölgedeki hâkimiyet alanlarını güçlendirmesi ve genişletmesi anlamına geliyorsa şu soruyu kendimize tekrar tekrar sormamız lazım: ABD’nin, Irak’ı, İran’a … Devamını Oku
Yine Suriye
Suriye’de yaşananlar bağlamında, mazlumun yanında zalimin karşısında durmamız gerektiğini yazdıkça/söyledikçe bazı okuyucuların ithamkâr tutumlarıyla karşılaşıyorum. Suriye muhalefetini birleştiren bu mesele bizi birbirimizden ayırıyor. İçler acısı bir durum…
Şu anda Suriye’de olanları “ABD/Batı oyunu” olarak niteleyenlerin hareket noktaları şunlar:
Bölgede öteden beri bilinen ve adım adım uygulamaya konulan bir BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) var. Suriye olayları bu planın bir aşamasından başka bir şey değil. BOP’un nihai hedefi ise büyük İsrail.
Merhum Hocamız yıllar evvel bu gerçeğe işaret etmiş ve İsrail’in Avrupa … Devamını Oku
“Amâ’ Hadisi”
Bir kardeşimiz, Allah Teala’ya mekân isnadı anlamına gelen ve “amâ’ hadisi” diye bilinen rivayetin durumunu sormuş.
Ebû Rezîn’den (R.A.) nakledildiğine göre kendisi şöyle demiş: “Ya Resulûllah” dedim, “Gökleri ve yeri (veya mahlûkatı) yaratmadan önce Rabbimiz neredeydi?” Şöyle buyurdu: “Bulutta idi; (bulutun) altında da hava yoktu, üstünde de. Sonra Arş’ını su üzerinde yarattı.”
Genellikle böyle tercüme edilen bu hadis et-Tirmizî ; İbn Mâce , Ahmed b. Hanbel, İbn Hibbân , et-Taberânî ve daha başkaları tarafından rivayet edilmiştir.
İmam et-Tirmizî’nin “hasen bir … Devamını Oku
İlmî Hassasiyet ve Holiganlık
Özellikle son çeyrek asır içinde din adına icra-i faaliyet eden bazı kesimlerde aslî varoluş zeminimizden uzaklaşma, giderek kendi tarihine, kültürüne ve kimliğine yabancılaşma eğilimi gözleniyor. Bu süreç, bu topraklarda asırlar içinde vücut bulmuş muazzam müktesebata yabancılaşmanın neticesidir.
Osmanlı’nın hüküm sürdüğü geniş coğrafyayı gözünüzün önüne getirin. O kadar farklı etnik ve dinî yapıyı bir arada tutmak elbette pek çok unsrun yanında muazzam bir zihnî, ilmî performansa ihtiyaç gösterir. Bunun neticesi olarak Osmanlı, o geniş coğrafyada bu coğrafyaya mahsus bir … Devamını Oku
“Süt meselesi”nin Farklı Boyutları
Perşembe gecesi Diyanet TV’de, bir AB dayatması olduğu söylenen Süt Bankası meselesini konuştuk. Ne kadar iyi niyetle gündeme getirilmiş olursa olsun ve ne denli sıkı denetim altına alınırsa alınsın, “Süt Bankası” uygulamasının toplumsal bilinç oluşmadıkça mutlaka mahzurlu sonuçlara yol açabileceğini konuştuk, konuşuyoruz. Buna toplumumuzda çok da ihtiyaç olmadığını düşünüyoruz. Nesil emniyetini ihlal edeceği endişesini taşıyoruz. Birbiriyle evlenmesi haram olan insanlar asında evlilikler oluşmasına sebebiyet verebileceğini düşünüyoruz.
Bütün bunlar doğru. Ama meselenin bir de şöyle bir yönü var: Ülkemizde … Devamını Oku
“Müçtehit” Muhammed Abduh ve “Sir” Muhammed İkbal
70’li ve 80’li yılların, bu coğrafyanın İslam’la irtibatını yeniden keşif “macerasında” önemli bir yeri vardır. Bu, kimi artıları yanında, telafisi hayli zor bir “savrulma”yı da beraberinde getirmiştir. Keskin bir “redd-i miras” anlamına gelen Cumhuriyet’le birlikte kendi köklerimizle irtibatımızın kesildiği bir vaka. Ama bütün sorumluluğu Kemalist ideolojiye yükleyip hedef saptırmanın da bir anlamı yok. Tercüme furyasının son derece kontrolsüz biçimde alıp başını gittiği o dönemlerde bu toprakların müktesebatının Risale-i Nur’dan ibaret olduğu gibi bir kanaatin oluşmasına kimler vesile … Devamını Oku