İnsanımızın kendine yabancılaştırıldığı modern dönemde, kendi değerlerinin uzağına savrulmuş genç neslin bir kesimi can simidi olarak Vehhâbî akidesine sığınıyor. Kendisine okunan bir-iki ayet, bir-iki hadis ve sözüm ona Selef’ten nakledilen bir-iki anekdot, asırlar boyu en temel varlık alanını oluşturmuş bulunan Ehl-i Sünnet akidesini terk edip Vehhâbî ideolojisine kayması için fazlasıyla yeterli oluyor.
Oysa kendisine okunan ayetlerin delalet, hadislerinse hem sübut hem delalet yönünden arz ettiği durum kendisine belletildiğinin aksini ifade ediyor. Meselenin bu boyutu uzun izahat istediği ve … Devamını Oku
Büyük Ülke Olmak
Bugünün küresel dünyasında var olmanın iki yolu mevcut
Bir: İradesini, küresel oyunu kurgulayanların iradesine teslim edip, onların emir eri gibi hareket ederek.
İki: kendi kaderine sahip çıkıp, kendi oyununu kurgulama iradesini göstererek.
Müslümanlar tarih boyunca ikinci yolu tercih etti. Başkasının oyununda figüran olmak hiçbir zaman benimsediğimiz alternatif olmadı. Oyunu hep kendimiz kurduk ve tarihe “nesne” olarak değil, “özne” olarak katıldık.
Elbette bu, bedel isteyen, çaba isteyen, fedakârlık isteyen bir mesele.
Büyük ülke olmak, kendi iç problemlerini halletmiş olarak yüzünü geleceğe dönmüş olmayı … Devamını Oku
Efendimiz(sav)’in Doğumunda Meydana Gelen Olaylar-1
Ardı arkası kesilmeyen sorulara gazetedeki köşemden cevap vererek faydayı umumîleştirme adetini burada da devam ettireceğim inşaallah. Bu düşünceyle Vahdet’te de haftanın bir gününü okuyucu sorularına tahsis etmiş olacağız.
Soru
Peygamber efendimizin doğumunda meydana geldiği söylenen bazı olaylar var. Kaynaklarda okuyoruz. Bazı kimseler bunların uydurma olduğunu söylüyor. Konunun aslın aydınlatabilir misiniz?
Cevap
Efendimiz (s.a.v)’in dünyayı teşrif ettiği gece birtakım olağanüstü hadiselerin meydana geldiği, birçok kaynakta zikredilen bur husus. İran Kisrasının sarayının duvarlarının çatladığı ve ondört balkonunun çöktüğü, Mecusîlerin 1000 yıldan beri hiç … Devamını Oku
Yılbaşını “Müslümanca” Kutlamak
Modern hayatın bizi ruhumuzdan kavrayıp kendine bağlamasına müsaade ettikçe onunla çatışan/çelişen değerlerimizi, inançlarımızı, düşüncelerimizi onun lehine dönüştürmemiz bir noktadan sonra kaçınılmaz hale geliyor. Bu modern zamanların Müslümanının en temel problemidir.
Kadın-erkek eşitliği meselesini Müslümanlar hiçbir zaman bugünkü gibi tartışmadılar söz gelimi. Buna bağlı olarak miras taksimatı, şahitlik meselesi… gibi hususlardaki tartışmalar için de aynı şey geçerli tabii.
Yahut akılla, bilimle, (kendi tasavvurumuz doğrultusunda oluşturduğumuz) Kur’an anlayışıyla çeliştiğini düşündüğümüz her ayet ve hadis için zihnimizde otomatiğe bağlanmış bir mekanizma işliyor. … Devamını Oku
Nasıl Bir Gazete?
Vahdet, günlük yazı tecrübemin üçüncü durağı. İlk köşe yazısının üstünden yaklaşık 15 yıl geçmiş. Bu konuda hiç tevazu yapmayacağım. İletişim Fakültesi’nde aldığımız “teorik” eğitimin üstüne bu tecrübe de eklenince, “idealimdeki gazete”den söz etmek için yeterli arkaplana sahip olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bugüne kadar yazdığım gazeteler “idealimdeki gazete” profiline yüzde yüz oturan gazeteler değildi. Hatta o profilden “epeyce” farklı olduklarını söyleyebilirim. Vahdet dışındakilerin herhangi bir yanına müdahale edebilecek durumda değildim açıkçası. Yazdığım her bir gazete, o an benim için en … Devamını Oku
“Keşke” Dememek İçin II
Bir önceki yazıda “cemaat”in dönüş-tür-me süreci ile ilgili gözlem ve değerlendirmelerimden iki küçük örnek aktarmıştım. Tahşiye Grubu ile ilgili yargı sürecinde ve daha pek çok hususta benzer tesbitler dile getirmiştim cemaat”in 2000’li yıllarında…
O zamanlar “cemaat”in oluşturduğu etki o kadar güçlüydü ki, ne benim, ne de benimle birlikte bu tarz tesbitlerde bulunan diğer birkaç ismin sesi gerek yönetim kademelerine, gerekse geniş kitlelere ulaşma imkânı bulamadı yazık ki. Sesimizin ulaştığı yerlerde de “tefrikacılık”, “gerçeği görememe”, “haset”… gibi pek çok … Devamını Oku
“Keşke” Dememek İçin I
2000’li yılların başından itibaren yazmaya başladığım gazete yazılarına şöyle hızlıca göz gezdirdim. Dinlerarası Diyalog faaliyetleri bağlamında gerçekten çok fazla yazı yazmışım. Bu faaliyetlerin hem dinen hem de siyaseten ve stratejik olarak yanlış olduğunu ısrarla vurgulamış ve bu çalışmaları yürüten “cemaat”in geçirmekte olduğu zihniyet değişikliğinin altını çizmişim. “Cemaat”in her alanda güçlü bir çekim merkezi olduğu ve hatta Türkiye’de neredeyse her alanı “belirlediği” o dönemde küçük bir azınlık dışında o söylenenleri kale alan olmadı.
Bediüzzaman merhumun inşa ettiği Nurculuk ile … Devamını Oku
Nereden Çıktı Bu IŞİD?
Son zamanlarda özellikle yurt dışı konferanslarının hemen tamamını bu meseleye hasretmek durumunda kaldım. Daha doğrusu talepler hep bu istikamette geliyor. Özellikle bir kısım gençlerimizin kafası hayli karışık. Bir yanda bir “Hilafet Devleti” ve o eksende sürdürülen bir “cihad” var; öbür yanda neredeyse bütün Ümmet burada bir arıza bulunduğunu söylüyor..
Öncelikle şunu söyleyelim: Bu bir arıza, evet. Ve bu arızayı konuşurken fotoğrafın bütününü ortaya koyabilmek için meseleye iki açıdan bakmak gerekiyor:
IŞİD’i ortaya çıkaran iç ve dış faktörler,
IŞİD’in ideolojisi.
İlkinden başlayalım:
Ümmet’in … Devamını Oku
Kimlik Krizi ve Tarihî Devamlılık
Selmân el-Fârisî (r.a) şöyle demiş: “Sonra gelenler, ilmi önce geçenlerden öğrendiği sürece insanlar hayır üzeredir. Ne zaman ki sonra gelenler kendilerinden öğrenmeden önce geçenler göçüp gider, işte o zaman insanlar helak olur.”[1]Ahmed b. Hanbel, Kitâbu’z-Zühd, 189; ed-Dârimî, “Mukaddime”, 11 (No: 248, 310). jQuery(‘#footnote_plugin_tooltip_3430_11_1’).tooltip({ tip: ‘#footnote_plugin_tooltip_text_3430_11_1’, tipClass: ‘footnote_tooltip’, effect: ‘fade’, predelay: 0, fadeInSpeed: 200, delay: 400, fadeOutSpeed: 200, position: ‘top center’, relative: true, offset: [-7, 0], });
Bu hikmetli sözün bize anlattığı şudur: Bizi istikamet üzere tutacak olan ilim, … Devamını Oku
Vahdetin Biricik Zemini
Ümmet’i tarih içinde bir arada tutan ve bugün de tutacak olan biricik zemin bu Din’in sabitelerinin oluşturduğu alandır. Bu alan, dahilî ve haricî her türlü yıkıcı/bölücü cereyana, tertibe rağmen Ümmet’i 1400 yıl bir arada tutmuştur. Hatta sadece “bir arada tutmak”la kalmamış, Ümmet’in insanlığa numune-i imtisal duruş ve tecrübesine de kaynaklık etmiştir. Ümmet’i kucaklayan tecrübe de buradadır, sahih ve sahici tasavvur da buradadır.
Bu zemin üzerinde yürüyenler hiçbir zaman diğer kesimleri kendileri gibi düşünmeye/inanmaya zorlamamıştır. Bu sebeple ayrılıkçı kesimler … Devamını Oku