Haram Aylar-1

Ebubekir Sifil2011, Aralık 2011, Gazete Yazıları

Modern zamanlarda “varlık” tasavvurumuz zedelendiği için zaman ve mekân algımız da arızalı. Varlık, onu var edenin ona atfettiği anlam ile değer ve hüküm alır ve elbette zaman ve mekân da böyledir.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde İslam’ın vücut verdiği birçok şey gibi, “faziletli”, “mukaddes”, “mübarek”… gibi kavramlar da hayatımızdan neredeyse tamamen çıkmış vaziyette. Oysa varlığa, zamana ve mekâna bu kavramlar eşliğinde, bu kavramlar temelinde anlam verir, kendi anlamımızı da bu anlam coğrafyasında bulurduk biz.

“Haram aylar” bizim zaman tasavvurumuza anlam veren temel kavramlardan biridir. Varlığı var eden (c.c), bir kısım varlıkları diğerlerinden farklı, üstün, özellikli kılmıştır. Bir kısım zamanların ve mekânların da diğerlerinden farklı, üstün, özellikli olması bu bakımdan biz Müslümanlar için şaşırtıcı değildir.

Haram aylar da işte, genel olarak “varlığa” hakim kılınan bu fıtrî çeşitliliğin/farklılığın bir tezahürü olarak Kitab’ımızda, anlam dünyamızda ve pratik hayatımızda kendisine farklı bir yer bulmuştur.

Kur’an’da birçok yerde[1]2/el-Bakara, 194, 217; 9/et-Tevbe, 36. bahsi geçen “haram ay(lar)” kavramı, nüzul zamanı ve ortamı için hiç şüphesiz son derece etkin ve canlı bir anlama sahipti. Efendimiz (s.a.v)’in, “Veda Hutbesi”ndeki şu vurgusu hayli anlamlıdır: “Dikkat edin! Zaman, Allah Teala’nın gökleri ve yeri yarattığı gündeki heyeti gibi bir devre girdi. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü “haram ay”dır ki, üçü birbiri ardınca gelen Zilka’de, Zilhicce ve Muharrem, biri de Cumâde (Cemâziye’l-l-âhir) ile Şa’ban arasındaki Receb’dir.”[2]el-Buhârî, “Bed’u’l-Halk”, 2, “Megâzî”, 73…; Müslim, “Kasâme”, 29…

Bu hadis bize, senenin aylarının da belli bir fıtrat üzere yaratıldığını ifade ediyor. Bilindiği gibi hicrî/kamerî aylar, ayın gökteki hareketleri esasında vücut bulur. Ay gökteki menzillerinin her birine sırayla yılın 12 ayında uğrar. Cahiliye döneminde “haram ay” kavramına hürmet edildiğini biliyoruz. Ancak Araplar, savaşmak istediklerinde eğer haram aylardan birinde bulunuyorlarsa, o ayı kaydırır (nesî yapar) ve böylece içinde bulundukları zaman diliminin, savaşmanın haram kılındığı bir zaman dilimi olma özelliğini kaybettiğine inanırlardı. Oysa yaptıkları, sadece içinde bulundukları zaman diliminin “adını değiştirmek”ti. Zamanın kendisini kaydırmak gibi bir kudretleri elbette olamazdı.[3]Bu konuda daha fazla detay isteyenler, el-Marzûkî’nin el-Ezmine ve’l-Emkine’sinde ve “Envâ”dan bahseden benzeri eserlerde yeterli malumatı bulabilirler. Keza … Continue reading Bu uygulama o kadar çığırından çıkmıştı ki, Hz. Ebû Bekr (r.a)’ın haccettiği h. 9 yılında bile hacc, Zilhicce’de değil, Zilka’de’de yapılmıştı.

Dolayısıyla Efendimiz (s.a.v) Veda Hutbesi’ni irat buyurduğu yıl, senenin aylarının her biri ilk yaratıldıkları zaman dilimlerine oturmuş ve böylece zama,n fıtratına kavuşmuş oldu. Yukarıdaki hadis bize bunu anlatıyor…

Kur’an, haram aylarda savaşmanın büyük günah olduğunu haber vermekle birlikte, ilgili ayetlere bir bütün olarak bakıldığında şunu görüyoruz: Eğer mü’minler bir düşman tasallutu altında bulunuyorsa, ümmetin güvenliği tehdit altındaysa, “haram aylardayız, bir şey yapamayız” gibi bir zillete düçar kılınmamışlardır. O tasallutu savuşturmak ve güvenliklerini garantiye almak zorundadırlar. Nitekim 2/el-Bakara, 194. ayetinde bu durum açıkça hükme bağlanmıştır.

Devam edecek.

Milli Gazete – 3 Aralık 2011

Kaynakça/Dipnot

Kaynakça/Dipnot
1 2/el-Bakara, 194, 217; 9/et-Tevbe, 36.
2 el-Buhârî, “Bed’u’l-Halk”, 2, “Megâzî”, 73…; Müslim, “Kasâme”, 29…
3 Bu konuda daha fazla detay isteyenler, el-Marzûkî’nin el-Ezmine ve’l-Emkine’sinde ve “Envâ”dan bahseden benzeri eserlerde yeterli malumatı bulabilirler. Keza tefsirlerde de konuyla ilgili malumat mevcuttur.