Hadisler Ve Modern Değerlendirmeler

Ebubekir Sifil2007, Gazete Yazıları, Haziran 2007, Haziran Ayı

Soru

Sayın kardeşim; sizin gazetede yayınlanan kütüb-i sitte’deki üç hadis ile ilgili, prof. dr. Süleyman Ateş’e soru sordum. Gelen yanıt aşağıdaki gibidir. Aklınızı başınıza toplamanız dileği ile saygılarımı sunarım.

“… Ayrıca bu gibi şeyler dinin değil, dünyanın sınırı içindedir. Peygamberimiz din konusunda insanlara kurallar belirlemiş, dünya işini insanların deneyimine bırakmıştır. “Siz dünya işlerinizi benden iyi bilirsiniz!” buyurmuştur. Hadis diye ortaya atılan, akıl ve mantık dışı birçok söz Peygamberimize iftiradır. Kütüb-i Sitte denilen Hadis mecmualarında bulunan sözler içinde pek çok zayıf, uydurma sözler vardır. Koskoca İmamı A’zam, İbn Haldun’un Mukaddimesinde belirttiğine göre ancak 17 Hadise güvenebilmiştir, haydi biz, daha iyimser olarak elli hadisi güvenilir ve kanıt bulduğunu kabul edelim. Gerisi kuşkuludur. Zaten kişi rivayetleri kesin bilgi değil, zan taşır. Kuşkuludur. Bunlar itikat konularında ve hüküm konularında kanıt sayılmaz. Ancak zühd ve ibadet konularında delil sayılmıştır. Böyle sözleri seçme yapmadan gazete sütunlarına taşımak, din hakkında kuşkular doğmasına neden olur. Medyanın bu konuda daha dikkatli davranması umulur.

Cevap

Prof. Dr. Süleyman Ateş’e sorduğu bir soruyu ve aldığı cevabı niçin bana gönderme ihtiyacı hissettiğini anlamadığım soru sahibi, Ateş’e hangi hadisler hakkında soru sorduğunu ve aldığı cevabın tamamını iletmediği için burada sadece Ateş’in mezkûr sözleriyle sınırlı bir değerlendirme yapmak zorundayım.

  1. “Din işleri”nin sınırı nerede biter; “dünya işleri”nin sınırı nerede başlar? Bu sorunun cevabı doğru biçimde verilmeden “Peygamberimiz din konusunda insanlara kurallar belirlemiş, dünya işini insanların deneyimine bırakmıştır” tarzında cümleler kurmak hem söyleyenin başına büyük sıkıntılar açar,hem de hiçbir meseleyi çözmez. Çoğu zaman bu türlü “kalıp”lar aracılığıyla tavır belirler, hüküm veririz; ama bizzat kalıbı tartışmak kimsenin aklına gelmez.
  2. “Akıl ve mantık dışılık” yargısı için de aynı durum söz konusu. Bu da yapı-çözücü “modern kod”lardan birisi; ama onu kullananlar, onun üzerinden fikir üretip tasavvur inşa edenler, ne hakkında konuştuklarının genellikle farkında değildirler. Söz gelimi Ateş’e Kur’an’da zikredilen mucizeler akıl ve mantık dışı mıdır? diye sorulsa, eminim ki “Evet; ama Kur’an’da zikredildiği için inanmak zorundayız” tarzında bir şeyler söyler.

Şu halde önce “hangi akıl ve mantık”tan söz ettiğimizi bilmek durumundayız. İslamî akıl mı, modern akıl mı, felsefî akıl mı?..

  1. Kütüb-i Sitte’de içinde bulunan “pek çok” olduğu ifade edilen uydurma rivayetler meselesi üzerinde durmak bu yazının ve bu köşenin çerçevesini aşar. Şurası kesin ki, Ateş’in burada kasdettiği ile ulemanın eleştiri konusu yaptığı rivayetler birbirinden farklıdır. “Hadis koleksiyonları içinde uydurma rivayetler vardır” tesbitini dayanak yaparak bütün bir Hadis sahasını şüphe altında bırakma tavrının modern zamanlarda hayli iş gördüğünü biliyoruz. İtiraz edilince “ben demiyorum, ulema demiş” söylemini devreye sokmak gibi bir “el çabukluğu” da yapılmıyor değil. Ama bu ikisini kesinlikle birbirinden ayırmak gerekiyor.
  2. “Ebû Hanîfe sadece 17 hadise güvenmiş” ya da “sadece 17 hadis biliyormuş” söyleminin artık bayatladığını sanıyordum. Ama görünüyor ki öyle değilmiş. Bizzat İbn Haldun’un bile nakzettiği bu iddiaya sarılmak, kişiyi sadece gülünç duruma düşürür; başka bir işe yaramaz. Zira ilmî dürüstlük, ciddiyet ve güvenilirlik, böyle bir iddiada bulunmadan önce –diğer eserleri bir kenara bırakalım– en azından İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’in Kitâbu’l-Âsâr’larına bir göz atmayı gerektirir. Bu iki eserin sahiplerine aidiyetinde şüphenin izi bile yoktur ve her ikisi de İmam Ebû Hanîfe kanalıyla nakledilen yüzlerce rivayet ihtiva etmektedir.

Milli Gazete – 17 Haziran 2007