Bosna Seyahati

Ebubekir Sifil2011, Gazete Yazıları, Mayıs 2011

Geride bıraktığımız haftayı Daru’l-Hikme olarak (bir kısmımız fiilen geri kalanlarımız kalben) Bosna’da geçirdik. Dolu dolu bir seyahat oldu gerçekten. Fatih hoca, Hakan hoca, Ö. Faruk hoca ve ben, başlangıçta 2 gün olarak planladığımız Bosna seyahatini “görülen lüzum üzerine” Cuma’ya kadar uzattık. Tv Net’te her Çarşamba canlı olarak yaptığımız “İlm-i Hâl” programının bu hafta aksamasının sebebi de bu seyahat oldu.

Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde tertip edilen Hulefa-i Raşidin Paneli’ne dördümüz, Dört Halife’yi anlatmak üzere iştirak ettik. Pazartesi günü öğleden sonra icra ettiğimiz panelde ve takip eden günlerde ev sahipliğimizi İlim Yayma Cemiyeti’nin burada açtığı üniversite yurdunun müdürü Salih Sağır kardeşim yaptı. Hiç bir fedakârlıktan kaçınmadan gece-gündüz bizimle birlikte olan Salih kardeşime bir kere de buradan gönül dolusu teşekkür ediyorum. Yardımcısı Abdurrahman beye ve başta Yasir, İbrahim, Harun, Taha, Furkan, iki Mustafa, Faruk, Emre, Rahmi olmak üzere gelecek adına umutlarımızı yeşerten öğrenci arkadaşlarımızın tümüne teşekkürler.

İlim Yayma Cemiyeti burada gerçekten güzel bir yurt açmış. Öğrencilerin her türlü ihtiyacını rahatlıkla karşılayan  bu yurt gerçekten büyük bir imkân. İlim Yayma’ya da buradan Allah razı olsun diyelim. Teşekkür faslını, burada bize gerek bilgilendirme anlamında, gerekse fiilen mihmandarlık yapan değerli kardeşim Salih Kansu’ya teşekkür etmeden kapatmak olmaz.

Gündüz ilmî ve tanıma amaçlı geziler, gece de İlim Yayma yurdundaki ilmî sohbetlerle geçti 5 gün. Buraya bir cami temeli atmak üzere geldiğini haber aldığımız muhterem Osman Topbaş hocamızla görüşmüş olmak da bu seyahate farklı bir anlam katan mutlu bir tevafuk oldu.

“Bu seyahatten geriye kalan ne oldu?” diye sorulacak olursa, çok kısaca 3 maddelik bir cevap verebilirim:

  1. Şehirler: Saraybosna, Mostar, Travnik, Poçtelj (Poçiteli)… Şehirlerin yüzündeki, sadece Sırp ve Hırvat mermilerinin izleri değil, insanların hala canlı olarak yaşadığı travma. Bosna’nın bir gerçeği buysa, diğeri inadına ayakta duran camiler, mezar taşları, sokak ve mevki isimleri, hemen her caminin minberinde görebileceğiniz Osmanlı sancağı… Hele Poçtelj, tam bir Osmanlı köyü. Camisiyle, kalesiyle, insanlarıyla…
  2. Mekânlar: Gazi Hüsrev Bey Camii, medresesi, kütüphanesi[1]Gazi Hüsrev Bey Yazma Eserler Kütüphanesi’nde 10 bin civarında yazma eser olduğunu öğrenmek bile yeterince heyecan verici… ve müştemilatı, Saraybosna Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Blagay (Sarı Saltuk) Tekkesi, Sinanova Kadirî Dergâhı, medreseler, Aliya’nın ve Ömer Behmen’in[2]Mladi Muslumani (Genç Müslümanlar)  Teşkilatı’nın genel başkanlığını yürüten Behmen, Aliya’nın en yakın dava arkadaşıydı. “Genç Müslümanlar 1939-2005” … Continue reading kabirleri…
  3. İnsanlar: Şehir merkezleri ve yeni nesil modernitenin her türlü tezahürünü büyük bir sadakatle (!) yansıtırken,[3]Hulefa-i Raşidin Paneli’ne salonu dolduracak kemiyette katılım olmamasına rağmen, o gece geç saatlere kadar soğuk havaya rağmen dışarıda devam eden (Türkiye’den gelen bir … Continue reading merkezlerden varoşlara, taşraya doğru gittikçe ete-kemiğe bürünen bir Osmanlı/Anadolu gerçeği çıkıyor karşınıza. Sanki Türkiye gibi Batı’ya açık ve modernleşmeyi amentü ilkesi edinmiş ülkelerde yeni nesillerin yozlaşması şaşırtıcı gelmiyor da, Bosna’yı kimliğini daha bir canlı yaşatan bir coğrafya olarak görmeyi umuyor insan. Bu sebeple olsa gerek, Müslüman kimliğinin sokaktaki tezahürünün zayıf olduğu şeklindeki tesbitime, “Görüntüye aldanmayın; evlerin içi öyle değil. Hem Türkiye’de de durum böyle değil mi?” karşılığını veren Ali Çikotiç hocanın bu cevabı pek ikna edici gelmedi…

Perşembe akşamı bir süre, İlahiyat Fakültesi’ndeki genç hocalardan Dr. Kenan Musiç’in Tabakçı Camii’ndeki Buhârî dersini izdiham sebebiyle bir süre ayakta dinledikten sonra Sinanova Dergâhı’na geçtik. Burada Kadirî dervişlerin zikrine iştirak ettik. Zikirden ve akabinde kılınan Yatsı namazından sonra genç Kadirî şeyhi Şeyh Sadi’yle bir süre sohbet etme imkânı bulduk. Gerek zikir esnasında, gerekse sohbet sonrasında dervişlerin söylediği ilahîlerin büyük çoğunluğunun hepimizin bildiği Türkçe ilahîler olması, buradaki Osmanlı kültürünün sadece binalara ve mezar taşlarına değil, gönüllere de nasıl köklü bir biçimde yerleşmiş bulunduğunun canlı isbatı.

Hemen dikkat çeken hususlardan birisi de, camilerde vakit namazlarına iştirak eden kadın cemaat. Türkiye’de kadınları vakit namazlarını camilerde kılmaya çağıran sesin bir yönüyle taşıdığı “dinî yenilenme” vurgusuna mukabil burada böyle bir şey hissetmiyorsunuz. Bu tamamen  “tabii” seyri içinde yaşanan kültürel bir durum…

Bütün bunların hasılası olarak Bosna seyahatinden geriye kalan, büyüklerinden ilgi, şefkat, yardım bekleyen bir yetimin buruk vedası…

Milli Gazete – 21 Mayıs 2011

Kaynakça/Dipnot

Kaynakça/Dipnot
1 Gazi Hüsrev Bey Yazma Eserler Kütüphanesi’nde 10 bin civarında yazma eser olduğunu öğrenmek bile yeterince heyecan verici…
2 Mladi Muslumani (Genç Müslümanlar)  Teşkilatı’nın genel başkanlığını yürüten Behmen, Aliya’nın en yakın dava arkadaşıydı. “Genç Müslümanlar 1939-2005” isimli kitabında Bosna’lı Müslümanların varoluş mücadelesini anlatmıştır. Allah ikisine de gani gani rahmet eylesin.
3 Hulefa-i Raşidin Paneli’ne salonu dolduracak kemiyette katılım olmamasına rağmen, o gece geç saatlere kadar soğuk havaya rağmen dışarıda devam eden (Türkiye’den gelen bir hip-hop grubunun icra ettiği) konsere –aralarında başörtülülerin de bulunduğu– kalabalık bir öğrenci kitlesinin katılmış olması bir göstergedir mesela. Uluslararası Saraybosna Üniversitesi öğrencilerinin kahir ekseriyetini Türkiye’den giden öğrencilerin oluşturduğunu burada özellikle belirtelim.