Hadis karşıtlarının gündemde tutmaya özen gösterdiği bir sorudur bu.
Hz. Ebû Bekr (r.a.) döneminde, özellikle Yemâme Savaşı’nda çok sayıda hafız sahabînin şehit olması üzerine Kur’an ayetlerinin iki kapak arasında toplanması bir zaruret olarak ortaya çıktı. Aksi halde Kur’an’ın unutulması söz konusu olabilirdi.
Peki aynı ihtimal hadisler hakkında da söz konusu değil miydi? Öyleyse Sahabe aynı endişeyi neden hadisler konusunda hissetmedi ve hadisleri bir kitapta toplamadı?
İlk bakışta makul görünen bu sorunun, meseleye biraz daha yakından bakınca kimi önemli noktaların gözden kaçırılması neticesi sorulduğu anlaşılacaktır. Şöyle ki:
Kur’an ile hadis arasında önemli bir farklılık vardır. Kendisiyle ibadet ediliyor olması sebebiyle ayetlerinin lafzının korunması bizzat Allah Teala tarafından garanti edilmiştir. Hadislerde ise sadece anlamın korunmuş olması yeterlidir. Bu sebeple hadislerin rivayetinde –haramı helal, yasağı serbest kılacak mahiyette olmamak şartıyla– manayla rivayete cevaz verilmiştir. (Bunu söylerken, Sahabe arasında hadis aktarımının Efendimiz’in (s.a.v.) ağzından çıkan lafızlarla yapılması gerektiği görüşünde olanlar bulunduğunu da unutmamak gerekir.)
Nitekim Ebû Sa’îd el-Hudrî (r.a.) şöyle demiştir: “On kişi Hz. Peygamber’in (s.a.v.) meclisinde bulunduğumuz ve hadis dinlediğimiz olurdu. Sonra O’ndan dinlediklerimizi naklederken iki kişi bile aynı lafızlarla nakletmezdi. Şu kadar ki, anlam aynı olurdu.”[1]el-Hatîbu’l-Bağdâdî, el-Kifâye, 205. Bu eserde 203-211. sayfalar arasında konu hakkında daha fazla rivayet bulunmaktadır.
İkinci olarak, ümmet (Sahabe), Hz. Peygamber’e (s.a.v.) tabi olmakla, itaat etmekle ve muhalefet etmemekle –bu üç hususun birbirinden önemli farkları vardır– emrolunduğu için günlük hayatın akışı içinde O; neyi, nasıl yapmışsa onu öyle yapmaya ve O’ndan gördüklerini ve işittiklerini birbirlerine aktararak sağlamasını yapmaya dikkat ederdi.
Hz. Enes’in (r.a.) şu sözü tam olarak bunu anlatmaktadır: “Bizler Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yanında bulunur, O’ndan hadis dinlerdik. Sonra O’ndan ayrıldığımızda, dinlediklerimizi aramızda müzakere eder, bu suretle ezberlerdik.”[2]el-Hatîbu’l-Bağdâdî, el-Câmi’ li Ahlâki’r-Râvî, I, 363-4.
Üçüncü olarak, Sahabe arasında, dinlediği hadisleri yazan veya yazılmasını tavsiye eden yahut belli konulardaki hadisleri yazan/yazdıran azımsanamayacak sayıda isim mevcuttur. Ezcümle Hz. Ebû Bekr, Hz. Ali, Abdullah b. Abbâs, Mu’âz b. Cebel, Enes b. Mâlik, Câbir b. Abdillah, Abdullah b. Ömer, Ebû Mûsâ el-Eş’arî, Abdullah b. Amr b. el-Âs, Sa’d b. Ubâde, Abdullah b. Ebî Evfâ, Ebû Hureyre, Semure b. Cündeb, Amr b. Hazm, Ebû Râfi’ bunlardandır. Bu isimlerin hadis yazdığı/yazdırdığı, dağınık vaziyette olmakla birlikte temel hadis kaynaklarında yer alan bir husustur.[3]Konu hakkında derli-toplu bilgi için bkz. Ahmet Yücel, “Kitâbet”, DİA, XXVI, 81-83.
Son bir noktaya daha değinip yazıyı sonlandıralım:
Hz. Ebû Bekr ve Hz. Ömer’in, hadisleri bir kitapta toplamayı doğru bulmadıklarına dair rivayetler…
Evet, Hz. Ebû Bekr’in (r.a.) 500 hadisi bir kitapta topladığı, ancak bilahare muhtevasından emin olmadığı için kitabı imha ettiği rivayet edilmiştir. Ancak rivayet sahih değildir.[4]Bkz. ez-Zehebî, Tezkiretu’l-Huffâz, I, 5.
Keza Hz. Ömer’in de hadisleri bir kitapta toplamayı düşündüğü, ancak bilahare bundan vazgeçtiği kaynaklarda zikredilen bir husustur. Ancak ilgili rivayetlerin muttasıl/kesintisiz bir senedi yoktur. Rivayetin mahreci durumundaki Urve b. ez-Zübeyr, Hz. Ömer’e yetişmemiştir.[5]el-Beyhakî, el-Medhal, II, 832.
Yine Hz. Ömer’in, hadisleri bir kitapta toplama düşüncesinden vazgeçme sebebi olarak Ehl-i Kitab’ın (Yahudilerin) “Mişna”sı gibi algılanmasından endişe etmesi gösterilir. Ancak bu rivayet de zayıftır. Zira mahreci durumundaki el-Kâsım b. Muhammed de Hz. Ömer’e yetişmemiştir.[6]İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kebîr, VII, 187.
Söz konusu rivayetlerin sahih olduğu farz edilse bile, Hz. Ebû Bekr ve Hz. Ömer’in (r.anhuma) “hadis karşıtı” olduğunu söylemenin imkânı yoktur. Zira onların hadislerin “rivayet edilmesine” kategorik olarak karşı olduğunu söylemeyi haklı kılacak hiçbir veriye sahip değiliz. Sadece Hz. Ömer’in, çok hadis rivayet ettikleri gerekçesiyle bazı sahabîleri Medine’de hapse/göz hapsine aldığını anlatan bir rivayet vardır. Ancak neylersiniz ki bu rivayetin de bel bağlanacak durumu yoktur![7]Konu hakkında benim, Hz. Ömer ve Nebevî Sünnet isimli kitabıma (s. 158 vd.) bakılabilir.
Hayırlı cumalar…
YeniŞafak – 17 Temmuz 2026.
Kaynakça/Dipnot
| ↑1 | el-Hatîbu’l-Bağdâdî, el-Kifâye, 205. Bu eserde 203-211. sayfalar arasında konu hakkında daha fazla rivayet bulunmaktadır. |
|---|---|
| ↑2 | el-Hatîbu’l-Bağdâdî, el-Câmi’ li Ahlâki’r-Râvî, I, 363-4. |
| ↑3 | Konu hakkında derli-toplu bilgi için bkz. Ahmet Yücel, “Kitâbet”, DİA, XXVI, 81-83. |
| ↑4 | Bkz. ez-Zehebî, Tezkiretu’l-Huffâz, I, 5. |
| ↑5 | el-Beyhakî, el-Medhal, II, 832. |
| ↑6 | İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kebîr, VII, 187. |
| ↑7 | Konu hakkında benim, Hz. Ömer ve Nebevî Sünnet isimli kitabıma (s. 158 vd.) bakılabilir. |