Meşhur hadistir: “Mü’min bir delikten iki kere ısırılmaz.”[1]el-Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63.. Meselelere Allah Teala’nın verdiği firasetle bakan mü’minin, aynı hatayı iki kere işlemeyeceğini vurgulayan bu hadisi de diğer pek çok nass gibi nakleder ve üzerinde konuşuruz; ancak sıra hayata tatbikine gelince, işte orada işler biraz karışır.
“Alihan Kuriş Suç Örgütü” etrafında oluşan gündem vesilesiyle bir kere daha hatırlamanın tam vaktidir: Müslümanlar gerek bireysel gerekse topluluk, cemaat, tarikat… hayatlarında Kur’an ve Sünnet’in rehberliğinden ve o zeminde oluşturulmuş Usûl ilimlerinin önümüze açtığı berrak istikametten ayrılmama hassasiyetinin örselenmesine izin vermemeli. Kim adına ve kim tarafından ileri sürülmüş olursa olsun; kontrol edilemeyen, denetlenemeyen, Şer’an muteber delil-ler-e dayanmayan, dolayısıyla ispat edilemeyen iddialara kesinlikle iltifat etmemek gerekir. Rüyalar, keşifler, zuhuratlar, vakıalar, iddialar, iddialar…
Adı geçen örgütün liderinin, Süleyman Hilmi Tunahan hz.leri ile irtibatta olduklarını ve ondan aldıkları talimatlarla hareket ettiklerini söylediği –ya da böyle söylediğinin ağızdan kulağa yayıldığı– ve cemaatin bu şekilde yönlendirildiği ehlinin malumu.
Bu son süreçte dolaşıma sokulan, Kuriş’in “manevi otoritesini” pekiştirmeye matuf olduğu aşikâr eski bir ses kaydı da dikkat çekiyor.[2]Ses kaydının cemaatin müteveffa hocalarından Ahmet Özbursa’ya ait olduğu ve bir Mektûbât dersi esnasında söylenen sözleri havi bulunduğu belirtiliyor. Ses kaydında velinin Nübüvvet kemâlâtından hissedâr olabilmesi için Allah Teala’nın “celal” sıfatının terbiyesinden geçmesi gerektiği, bunun da hapishane hayatıyla gerçekleşeceği çeşitli anekdotlar üzerinden anlatılıyor.
Sosyal medyada Kuriş’in fotoğrafı üzerine bindirilmiş[3]https://x.com/_efe_efe_derya_/status/2089471404513059122?s=48&t=Hm4agHVxI_Ayg_qiUirKcA şekilde paylaşılan bu ses kaydının anlamı elbette açık: O da şu anda büyük bir veli olarak Nübüvvet kemâlâtını tamamlamak üzere Allah Teala’nın celal sıfatının terbiyesindan geçiyor!..
İnsanların manevî hassasiyetlerinin “delil”, dolayısıyla “bilinç” üzerine inşa edilememesi ve zahir-batın dengesinin icabettiği şekilde kurulamaması halinde bu tarz istismarların sonu gelmeyecektir. Tarih içinde gördüğümüz birçok arızalı yapı hep bu noktadaki boşluktan beslenmiştir.
Fazlullah el-Esterâbâdî’nin Hurûfîliğinde benzer motifler görmek bizi şaşırtmıyor: Anlatıldığına göre o da rüya ve keşif yoluyla İbrâhim b. Edhem, Bâyezîd-i Bistâmî, Sehl et-Tüsterî, Buhlûl-i Dânâ gibi büyük velilerle irtibat kurmuş ve mistik otoritesini onlara dayandırdığı keşif ve rüyalarla oluşturmuştu.
Onun idamıyla Hurûfîlik hareketinin yaşadığı çatallanma[4]IX/XV. yüzyılda Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin ve iki adamı Börklüce Mustafa ve Torlak Hû Kemâl hareketi gibi Hurûfîlik bağlantısı üzerinde durulan isimleri de burada zikretmek … Continue reading bilhassa Osmanlı Anadolusu’nda müridi ve damadı olan Ali el-A’lâ tarafından temsil edilmiş, orada da benzer motifler devrede tutulmuştur.[5]Orkhan Mır Kasımov, Hurûfî Musa: Kur’an ve Kitab-ı Mukaddes’in Geç Dönem Ortaçağa Ait “Sapkın” Yorumuna Bir Örnek, Marife Dergisi, Yıl: 11, Sayı: 2; Yaz-2011, s. … Continue reading
Şeyh Adiyy b. Müsâfir merkezli Yezîdîlik’te ve Ehl-i Hak/Yâresân hareketinde de aynı motiflerin şu veya bu şekilde varlığını sürdürdüğünü müşahede etmek bizi yine aynı neticeye çıkarıyor.
Denetlenebilir, hesap sorulabilir/verebilir yapılarda bu tarz aşırılıkların yer bulması mümkün değildir. Gerektiğinde attığınız her adımın, söylediğiniz her sözün Şer’î ölçülere uygunluğunu ispat etme mükellefiyetinden kaçınmadığınız sürece problem çıkmayacaktır.
Aksi durumdaysa, sadece kitlelerin madden ve manen istismarı söz konusu olmayacak, bundan daha önemlisi, ülke için güvenlik tehdidi oluşturma durumu ortaya çıkacaktır ki, son 15 yıl içinde ilkini FETÖ üzerinden ve şimdi ikincisini Alihan Kuriş Suç Örgütü üzerinden müşahede ettiğimiz ezoterik yapılanmalar yeterince öğreticidir.
İmam eş-Şâfi’î (rh.a) ile –İmam el-Buhârî’nin hocalarından– Yûnus b. Abdila’lâ es-Sadefî (rh.a) arasında geçen şu konuşma ne kadar öğreticidir: “eş-Şâfi’î’ye, “Arkadaşımız el-Leys diyor ki: “Suyun üzerinde yürüdüğünü dahi görsem bid’at ehline güvenmem” dedim, şöyle mukabele etti: “Eksik söylemiş. Ben havada yürüdüğünü görsem dahi bid’at ehline güvenmem.”[6]İbn Ebî Hâtim, Âdâbu’ş-Şâfi’î, 184; krş. ez-Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, X, 23.
Diyebilirsiniz ki: “İyi de, Şer’i şerifi terk ederek insanlara kerâmet pazarlayanlar bid’at ehli olduklarını kabul eder mi?”
Buna şöyle mukabele ederim: O kimseler bid’at ehli olduğunu elbette kabul etmez. Önemli olan bizim onun bid’at ehli olduğunun bilincinde olmamız. Burada da ölçüyü “Kur’an, Sünnet, Sahabe, Selef ve Tasavvuf yolunun büyüklerinin usulü” şeklinde net olarak ortaya koymak lazım. Diyebilmeliyiz ki: Keşif, keramet, ilham, rüya… haktır ve ancak Şer’î delillerle çatışmamak şartıyla sadece sahibinin ameline konu olabilir.
Nitekim Ebû Süleymân ed-Dârânî hz.leri şöyle demiştir: “Bazen kalbime günlerce sûfîlerin nüktelerinden biri doğar; fakat onu iki âdil şahitle -Kitap ve Sünnet’le- doğrulamadıkça kabul etmem.”[7]er-Risâletu’l-Kuşeyriyye, 67.
Hayırlı cumalar…
YeniŞafak – 21 Ağustos 2026
Kaynakça/Dipnot
| ↑1 | el-Buhârî, “Edeb”, 83; Müslim, “Zühd”, 63.. |
|---|---|
| ↑2 | Ses kaydının cemaatin müteveffa hocalarından Ahmet Özbursa’ya ait olduğu ve bir Mektûbât dersi esnasında söylenen sözleri havi bulunduğu belirtiliyor. |
| ↑3 | https://x.com/_efe_efe_derya_/status/2089471404513059122?s=48&t=Hm4agHVxI_Ayg_qiUirKcA |
| ↑4 | IX/XV. yüzyılda Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin ve iki adamı Börklüce Mustafa ve Torlak Hû Kemâl hareketi gibi Hurûfîlik bağlantısı üzerinde durulan isimleri de burada zikretmek gerekir. Bkz. Bir sonraki dpnt. |
| ↑5 | Orkhan Mır Kasımov, Hurûfî Musa: Kur’an ve Kitab-ı Mukaddes’in Geç Dönem Ortaçağa Ait “Sapkın” Yorumuna Bir Örnek, Marife Dergisi, Yıl: 11, Sayı: 2; Yaz-2011, s. 179 vd. |
| ↑6 | İbn Ebî Hâtim, Âdâbu’ş-Şâfi’î, 184; krş. ez-Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, X, 23. |
| ↑7 | er-Risâletu’l-Kuşeyriyye, 67. |