Sorumluluğumuz

Ebubekir Sifil2012, Aralık 2012, Gazete Yazıları

Mirasımız: Osmanlı'nın en fazla üzerine eğildiği iki alan var: Usul-i Fıkıh/Fıkıh ve Usulüddîn/Kelam. Yazının devamı için tıklayınız. [fotoğraf: walldevil.com]

Osmanlı’dan devraldıklarımızı layıkı veçhile muhafaza ve temsil edip edemediğimiz meselesi bu yazının hacmini çok aşacak devasa bir mesele. Burada sadece bu konuyla ilgili sorumluluklarımıza başlıklar halinde değinebilmemiz bile başlı başına bir çalışma gerektirir. Bu yazıyı, “Mirasımız” başlıklı yazı üzerine gönderilen bir okuyucu mesajına hasredeceğim.

Şöyle demiş Metin Zorlu kardeşim:

“Selamun Aleyküm. Hocam “Mirasımız” başlıklı makalenizde mühim tahlil ve teşhislerde bulunmuşsunuz. Yazınızın öncelikli hedef kitlesi kimlerdir veya var mıdır bilmem ama “ihmal” ve “gaflet” teşhislerinde bulunuyorsunuz. Sonuç bölümünde ise bu “ilmî miras”a sahip çıkacak Alimler yetiştirilmesini bir “tedavi” olarak öne sürüyorsunuz. İşte bu noktada kendimize bir hisse çıkaracak olursak, gençleri, yeni nesli ilme teşvik ve tahrik etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Takdir edersiniz ki günümüzde genel itibarıyla gençlere baktığımızda, futbolcuları veya “pop yıldızları”nı takip ettiklerini görmekteyiz. Tabi bunda medyanın katkısı gözardı edilemez. Sürekli insanlara takdim edilen bunlar. Gündemde kalıyorlar ve alaka uyandırıyorlar. Bizim de Ulemayı gündeme taşıma noktasında yapılması gerekenleri düşünmemiz gerekiyor. O yüksek gayretli insanları genç nesille buluşturma noktasında neler yapabiliriz buna kafa patlatmamız gerekiyor. Bir sonraki makalenizde bu noktadaki düşüncelerinize yer verebilir misiniz? Selam ve dua ile…”

Ve aleykumusselam ve rahmetullah diyelim ve hassasiyeti için soru sahibine teşekkür ederek başlayalım:

Müslümanca bir hayat için İslamî ilimlerin vazgeçilmezliği neyse, İslamî ilimlerin varlığından söz edebilmek için “Asleyn” dediğimiz Usulüddin ve Usul-i Fıkh’ın vazgeçilmezliği de odur.

Bu iki temel sahanın ve onlar üzerine bina edilen diğer ilimlerin layıkı veçhile öğrenilmesi ve öğretilmesi için en elverişli zemin “medrese”dir. Geçenlerde Bilkent Üniversitesi’nde bir konferans vermek üzere Ankara’ya gittiğimde oradaki kıymetli dostlardan biri aktarmıştı: İngiltere’de eğitim meselesi üzerine yaptığı çalışmalarla İngilizler ve hatta kraliçe nezdinde çok büyük itibarı olan bir bilim adamı, eğitimin yapıldığı ortamlar ve fizik şartlar üzerine yıllar süren bir seri çalışma yaptırmış. Birçok doktora öğrencisini bu alana yönlendirmiş. Konunun hem teorik hem de pratik veçhelerini çalıştırmış. Elde ettiği sonuçları maddeler halinde şöyle özetlemiş:

  • Eğitimin yapıldığı ortam çok büyük (amfi gibi mesela) olmayacak.
  • Mümkünse öğrenci, aldığı derslerin tamamını bir hocadan alacak.
  • Hocanın bulunduğu yer, öğrencilerin bulunduğu yerle aynı seviyede olacak. Ne hoca yüksekte olacak, ne öğrenciler.
  • Eğitimin yapıldığı ortamda bayan öğrencilerle erkek öğrenciler karışık olmayacak. Karşıt cinsler ayrı ayrı ortamlarda eğitim alacak.
  • Ortam, hocayla öğrencilerin göz temasına imkân verecek şekilde dizayn edilecek.
  • Öğrencilerin (erkek öğrencilerin de) başları açık olmayacak.

İngiltere’de birçok ödül de almış olan bu bilim adamının elde ettiği bulgular üzerinden konuyu işlemeye Salı günü devam edelim inşallah.

20 Aralık 2012 – Milli Gazete