Tevrat ve İncil’deki Nur-8

Ebubekir Sifil2006, 2006 Yılı, Gazete Yazıları, Okuyucu Soruları, Temmuz 2006, Temmuz Ayı 2006 OS

İbn Âşûr, 3/Âl-i İmrân, 28 ayeti üzerinde dururken bir önceki yazıda naklettiğim tafsilatı verdikten sonra, üzerinde durduğumuz 5/el-Mâide, 51 ayetinin tefsiri esnasında da kayda değer bilgi verir. Müfessirlerin, bu ayette geçen “İçinizden her kim onları dost edinirse, o da onlardandır” cümlesini iki şekilde tevil ettiğini belirtir:

  1. Burada geçen “dost edinme” ifadesi “onların dinine razı olmak ve İslam’a ta’n etmek” anlamındadır ki, küfür olduğu açıktır. Dolayısıyla onları bu anlamda dost tutan kimse açıkça dinden çıkmış demektir.
  2. Burada teşbih-i beliğ vardır. Yani onları dost edinen kimse, bunun gerektirdiği azabı hak etmede onlardan biri gibi olacaktır.

Ehl-i Sünnet uleması, küfre rıza ve kâfire yardım söz konusu olmaksızın kâfirlerle dostluk ilişkisi kurmanın dinden çıkmak anlamına gelmediği, ancak büyük bir dalalet olduğu üzerinde ittifak etmiştir. Bu dalalet, kâfirlerle kurulan dostluk ilişkisinin kuvvetine ve Müslümanlar’ın içinde bulunduğu duruma göre farklı derecelerdedir.

Bu derecelerin en üstünde, bazı Gırnatalılar’ın yaşadığı, Gırnata fukahasına hükmü sorulan hadise gelir. Endülüs’te bazı askerî birlik komutanları ve süvariler, “Lisâne” olayından sonra Hristiyan Kaştâle (Kastilya?) yöneticisine sığındılar. Müslümanlar’a karşı ondan yardım istediler, ondan medet umdular, Hristiyan memleketine yerleştiler.[1]Bu olayın aslını, sebebini ve detaylarını şu anda tahkik edemiyorum. İleride muttali olursam aktarırım. Herhangi bir müslümanın onlara yardım etmesi helal midir; herhangi bir şehir veya kalede ikamet eden müslümanların onları barındırması caiz midir?

Gırnata fukahası bu soruya şöyle cevap vermişlerdir: Onların bu şekilde kâfirlere sığınması ve onlardan yardım istemesi, “İçinizden her kim onları dost edinirse, o da onlardandır” ayetindeki tehdidin kapsamına girer. Onlara yardım eden kimse, Allah Teala’ya ve Resulü’ne karşı ma’siyet işlenmesine yardım etmiş olur. Onlar bu durumu devam ettirmekte ısrarlı olduğu sürece hüküm budur. Ancak tevbe eder, bölücülüğü ve muhalefeti terk edip dönerlerse Müslümanlar’ın onları kabul etmesi gerekir.

Gırnata fukahasının soruya verdiği cevap, ilgili ayeti şöyle tevil ettiklerini gösteriyor: Ayette geçen “onlardandır” ifadesi, söz konusu fiili işleyen müslümanların, kınanmayı ve nefreti gerektiren bir fiil işlemek anlamında kâfirlerden (Yahudi ve Hristiyanlar’dan) olduğunu anlatmaktadır.

Onların bu fiili ve Gırnata fukahasının verdiği cevap, “muvalat” ilişkisinin –”küfür dostluğu”dan sonraki– en üst derecesi hakkındadır. Yahudi ve Hristiyanlar’la muvalat ilişkisinin en aşağı mertebesi ise, ticaret vb. hususlarda onların arasına katılmak ve onlarla birlikte hareket etmektir. Bundan sonra ise onları bazı işlerde istihdam etmek gelir ki, esasen bu, “muvalat” kapsamına girmez. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v), Hayber Yahudileri ile Hayber hurmalıkları üzerinde “müsakat”[2]Mahsulün bir kısmını vererek ağacın bakım, sulama vs. işlerini yaptırmak üzere yapılan anlaşma. muamelesi yapmıştır.

Yahudi ve Hristiyanlar’la muvalat ilişkisini yasaklayan bu ayet üzerinde dururken, kişinin, Yahudi ve/veya Hristiyan olan yakınları (ana-babası, kardeşleri vb.) ile ilişkilerinin nasıl seyretmesi gerektiği sorusu da kendiliğinden gündeme gelmektedir. Burada aslolan onlarla akrabalık hukukunun gerektirdiği muameleleri devam ettirmek, dinî/itikadî sahaya taalluk eden hususlarda ise onlarla mesafeli bir ilişki sürdürmektir.[3]Bkz. 31/Lokmân, 15.

Burada Bediüzzaman merhumun bu meseleyi işlerken verdiği bir örnek üzerinde durmadan geçmek olmaz. Münâzarât’da, “Yahudi ve Hristiyanlar’ı dost edinmeyin” emrinin mutlak olduğunu, mutlakın ise takyid edilebileceğini belirtir, örnek sadedinde de kişinin, Ehl-i Kitab’a mensup bir hanımla evli olması halinde elbette onu seveceğini söyler.

Burada önemli olan nokta, bir müslümanın, gerek birey olarak kendisine, gerekse daha geniş anlamda müslümanlara zarar verebilecek ilişkilerden uzak durmasıdır. Eğer bir kimsenin Ehl-i Kitab’a mensup hanımı, İslam’a ve Müslümanlar’a zarar verecek davranışlarda bulunuyorsa, –ne kadar seviyor olursa olsun– onu bu ayetteki nehyin dışında tutmak mümkün değildir. Şu halde burada belirleyici olan, Yahudi ve Hristiyanlar’la ilişkilerde İslam’ın ve Müslümanlar’ın herhangi bir şekilde zarar görmesi, izzetinin zedelenmesi anlamına gelen bir durumun ortaya çıkıp çıkmadığıdır.

Vallahu a’lem.

Milli Gazete – 3 Temmuz 2006

Kaynakça/Dipnot

Kaynakça/Dipnot
1 Bu olayın aslını, sebebini ve detaylarını şu anda tahkik edemiyorum. İleride muttali olursam aktarırım.
2 Mahsulün bir kısmını vererek ağacın bakım, sulama vs. işlerini yaptırmak üzere yapılan anlaşma.
3 Bkz. 31/Lokmân, 15.