“İki Günü Birbirine Eşit Olan…” Hadisi

Ebubekir Sifil2010, 2010 Yılı, Gazete Yazıları, Ocak 2010, Ocak Ayı 2010 OS, Okuyucu SorularıBir Yorum Yazınız

Soru

İnanç sistemimizde yer alan, fakat hayatımıza aksetmeyen “İki günü birbirine eşit olan zarardadır” hadisi şerifini bize geniş manada izah edebilir misiniz? İbadet hayatımıza iş hayatımıza sosyal hayatımıza nasıl yön vermesi gerekir.? (yani daha fazla ibadet mi yapacağız, daha fazla para mı kazanacağız, daha fazla insan mı tanıyacağız, daha fazla kitap mı okuyacağız v.b. Bu konuda yardımcı olursanız çok sevinirim.

Cevap

Halk arasında hayli yaygın olan bu cümle, aslında uzun bir hadisin bir parçasıdır. Hadisin aslı şöyledir: “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dününden kötü olan lanetlenmiştir.” Buraya kadar olan kısım, bazı kaynaklarda Abdülazîz b. Ebî Ravvâd’ın rüyası olarak nakledilmiştir.1)Ali el-Karî, el-Masnû’, 174. 159/775 yılında vefat etmiş, abid, salih bir zat olan İbn Ebî Ravvâd, bir gece rüyasında Efendimiz (s.a.v)’i görmüş, kendisinden tavsiye istemiş, Efendimiz (s.a.v) de tavsiye babında böyle buyurmuştur.

Rüyanın şer’î bir delil olmayacağı bedihidir. Ancak herhangi bir şer’î delil ile çatışmadığı sürece rüyayı gören, rüyasıyla amel edebilir.

Rivayetin, bazı kaynaklar tarafından nakledilmiş daha uzun bir varyantı şöyledir: “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır. Bugünü dününden kötü olan lanetlenmiştir. Artmayan eksilir. Eksilen için ise ölüm daha hayırlıdır. Cennet’i arzulayan hayırlı işlere koşsun. Cehennem ateşinden korkup çekinen, şehvani işlere uzak olsun. Dünyada zühd içinde yaşayan kimseye musibetlere karşı sabretmek kolay gelir.”

ed-Deylemî tarafından Hz. Ali (r.a)’nin Efendimiz (s.a.v)’den rivayeti olarak nakledilen2)Bkz. el-Firdevs, III, 611. bu varyant, senedindeki Muhammed b. Sûka isimli ravi sebebiyle zayıf bulunmuştur.3)Bkz. es-Sehâvî, el-Makâsıdu’l-Hasene, 402; el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II, 274.

Araştırabildiğim kadarıyla ulemanın bu rivayet hakkında “uydurma” hükmü vermemiş olması, tamamen kaldırılıp atılmayacağını gösterir. En az bunun kadar önemli bir diğer husus da hadisin nasıl anlaşılması gerektiği meselesidir.

Bu rivayeti zikreden kaynakların, metnin ne anlattığı noktası üzerinde dururken el-Büstî’den (İbn Hibbân?) naklettiği bir beyit ufuk açıcı niteliktedir:

“Kişinin bu dünyada sahip olduğu fazlalık aslında noksanlıktır;

Mahza hayır olmayan her kazancı da hüsrandır.”4)el-Aclûnî, a.g.e., II, 275.

Halk arasında yaygın olarak dolaşan bu rivayeti Efendimiz (s.a.v)’den sadır olmuş sahih bir hadis olarak itibara almak ve özellikle de dünya malı elde etmeye teşvik bağlamında kullanmak doğru değildir. Her şeyden önce Efendimiz (s.a.v)’in dünya ile ilişkisi ve ümmetine dünya ile ilişkileri konusunda yaptığı tavsiyeler bellidir. O (s.a.v) kendisi dünyaya hiçbir şekilde meyletmediği gibi bizleri de bu tehlikeye düşmekten şiddetle sakındırmış, “hayırlı” ve “kalıcı” olan ahiret hayatını merkeze alarak düşünce, davranış ve amellerimize bu istikamette yön vermemizi tavsiye buyurmuştur.

Sonuç olarak bu zayıf rivayeti, “daha çok dünyalık elde etmeye bakın; bugün kazandığınız dünyalık dün kazandığınızdan mutlaka daha fazla olsun. Yoksa zarar etmiş olur ve hüsrana uğrarsınız” şeklinde anlamak büyük bir hata olur. Bunun bizi götüreceği nokta sekülerleşmeden başkası olmayacaktır. Bu itibarla söz konusu rivayetin, “uydurma” olduğunu söyleyemesek bile, “zayıf” olduğunu unutmamak, manasının ise, “yapabildiğiniz ölçüde her geçen gün daha fazla hayırlı ve salih amel işleyin” şeklinde olduğunu düşünmek –Allahu a’lem– en doğrusudur.

Milli Gazete – 31 Ocak 2010

Sonraki Yazı

Hastahaneler Ve Doktorlar-2 Son Fasıl

Bu yazıyı merhume annemin rahatsızlığının iyice arttığı günlerde kaleme almıştım. Hayli uzun olduğu için teknik ... Read more

Önceki Yazı

Hangi Ehl-i Sünnet?

Bugünü ve geçmişi bir takım ideolojilerin gözlüğüyle okuma kolaycılığının pazarlamasını yapmak dışında herhangi bir marifeti ... Read more

Kaynakça/Dipnot   [ + ]

1. Ali el-Karî, el-Masnû’, 174.
2. Bkz. el-Firdevs, III, 611.
3. Bkz. es-Sehâvî, el-Makâsıdu’l-Hasene, 402; el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II, 274.
4. el-Aclûnî, a.g.e., II, 275.