Mardin Fetvası

Ebubekir Sifil2010, Gazete Yazıları, Mart 2010

Hangi aklı başında ve ruhunu satılığa çıkarmamış kişi, yaşadığı memleket işgal ve istila edildiği zaman buna bütün gücüyle karşı koymaz? Vatan müdafaası, insanın tabii ve refleksif olarak yerine getirdiği bir görev değil midir?

Başkalarını bir kenara koyalım; İslam dünyasında kâfir tasallutuna çanak tutulabileceğini, yardım edilebileceğini Nasîruddîn et-Tûsî dışında söyleyen bir Allah kulu olmuş mudur?[1]Bkz. http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=39

Soru şu: Herhangi bir mufassal Fıkıh kitabında, “Kâfir tasallutuna maruz kalmış herhangi bir İslam toprağında “nefîr-i âmm” (umumî seferberlik) durumu çerçevesinde cihada iştirak etmek ve vatan savunmasına gücü yettiğince katkıda bulunmak her Müslüman üzerine farz-ı ayndır” hükmünü görmek mümkün iken,[2]Hatta böyle bir durumda vatan savunmasına iştirak etmek için kadınlar eşlerinden ve köleler efendilerinden izin almak zorunda değildir. Zira bu durumda vatan savunmasına iştirak etmek … Continue reading İbn Teymiyye’nin “Mardin fetvası” adı altında gündeme getirilen tavrı niçin özellikle seçilmiştir?

Birtakım şazz görüşleri sebebiyle İbn Teymiyye’nin amansız muhalifi olan ulema da dahil olmak üzere Moğol istilasını onaylayan/tecviz eden kimse olmadığına göre burada şunu görmek durumundayız: “Ortadan kaldırılacağı” söylenen (bu her nasıl olacaksa?!) o fetva ile, aslında “kâfir tasallutu vuku bulduğunda vatan müdafaasına iştirak etmek her mü’mine farz-ı ayn olur” hükmünü veren ulemanın tamamı hedef tahtasına oturtulmuş olmaktadır.

Bir adım daha ileriye gidelim: Düşman tasallutu karşısında mü’minleri direnmeye ve müdafaaya çağıran fetvalar, hiç şüphesiz kaynağını, ilgili ayet ve hadislerden almaktadır. Bu durumda bu ayet ve hadisler de hedef tahtasına –dolaylı da olsa– oturtulmuş olacaktır…

Mardin Moğollar tarafından işgal edilene kadar İslam dünyasında Moğol istilasına yahut daha genelde “kâfir istilasına” karşı herhangi bir fetva yok mudur da aslında Moğollar’a her hal-u kârda karşı konulması gibi bir hüküm de ihtiva etmeyen o fetva bayraklaştırılmaktadır?

İşin gerçeği şu ki, yapılmak istenen, “İbn Teymiyye” üzerinden bir taşla birkaç kuş vurmaktır:

  1. İslam dünyasındaki “cihad” hareketlerinin İbn Teymiyye ile ilişkisini köpürtüp, İbn Teymiyye’ye şazz görüşlerinde muhalif tutum benimsemiş Ehl-i Sünnet ulemanın aslında “uyumlu ve ılımlı” bir çizgi izlediği şeklinde bir “kara propaganda” yapmak.
  2. Meseleyi sadece İbn Teymiyye ile sınırlandırmak suretiyle (nitekim yukarıda da belirttiğim gibi o dönemde yaşamış ulemanın tamamı Moğol istilasına karşı durulması gerektiği noktasında İbn Teymiyye ile paralel düşünmektedir) İbn Teymiyye’nin tersinden propagandasını yapmak ve küresel emperyalizmin işgallerine karşı duruş potansiyellerini marjinalize etmek.
  3. İslam dünyasının “düşman tasallutu” karşısında yeri geldiğinde eli silah tutan herkesin seferber olması hadisesiyle tanışması İbn Teymiyye ve Moğol istilasıyla başlamış değildir. Öncesinde, asırlardan beri süren bir “Haçlı tasallutu” vardır ve İslam dünyası bu tasalluta karşı topyekün direnmiştir. Dolayısıyla meseleyi “İbn Teymiyye ve Moğol istilası” başlığına sıkıştırıp, İslam dünyasında Haçlı tasallutuna duyulan tepki ve nefretin, aynı tasallutun çağdaş versiyonuna da gösterilmesinin önüne geçilmesini dolaylı da olsa mümkün kılmak…

Her hal-u kârda bizim gündemimize bu meseleyi sokanlar bir şeyler umuyor ve umduklarını elde ediyor. Söz konusu fetvayı “devre dışı” bıraksalar da, bırakamasalar da bizim gündemimize böyle bir mesele hediye etmiş oluyorlar: İbn Teymiyye devre dışı bırakılırsa geri kalanlarla küresel emperyalizm anlaşabilir!! Belki en büyük kazançları böyle bir düşüncenin kafalarda yer etmesini sağlamak olacak?!

Milli Gazete – 27 Mart 2010

Kaynakça/Dipnot

Kaynakça/Dipnot
1 Bkz. http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=39
2 Hatta böyle bir durumda vatan savunmasına iştirak etmek için kadınlar eşlerinden ve köleler efendilerinden izin almak zorunda değildir. Zira bu durumda vatan savunmasına iştirak etmek herkese tıpkı namaz, oruç… gibi farz-ı ayn olur. Bkz. el-Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâyi’, VI, 57. Keza İmam eş-Şâfi’î, herhangi bir hisarın kâfirler tarafından  muhasara edilmesi durumunda, orada yaşayanların mukavemet için Devlet Başkanı’nın iznini almak zorunda olmadığını söyler. Bkz. el-Ümm, VII, 580.