Tekfir Meselesi-4

Ebubekir Sifil[dosya], 2008, Ekim 2008, Gazete Yazıları, Tekfir

İbnu’l-Hümâm, fasık kimsenin imameti bahsini işlerken, el-Muhît’ten, “Fasık veya bid’atçinin arkasında namaz kılan kimse, cemaatle namaz sevabını alır; ancak müttaki kimsenin arkasında namaz kılanın sevabını elde edemez” hükmünü naklettikten sonra tafsilata girer ve sözü bid’atçinin tekfiri meselesine getirir. Bu konuda imamlardan çeşitli nakillerde bulunduktan sonra şöyle der: “Bil ki, İmam Ebû Hanîfe ve eş-Şâfi’î’den (Allah onlara rahmet eylesin), bid’atçilerden ehl-i kıble olan hiç kimsenin tekfir edilmemesi görüşü sabit olduğu halde, zikrettiğimiz ehl-i ehva (bid’atçi) kimselerin küfrüne hükmedilmesinin (iki hüküm arasındaki tenakuzun) açıklaması şöyledir: Bu inancın kendisi küfürdür, bu inancı benimseyen kimse, küfür olan bir inancı benimsemiştir. Her ne kadar bu kimse tekfir edilmese de, durum böyledir. Onun tekfir edilmemesi, hakka ulaşmak için bütün gücünü sarf etmesi sonucu bu görüşe kail olması sebebiyledir.

“Ancak fukahanın, böyle kimsenin arkasında kılınan namazın batıl olduğunu kesin bir dille ifade etmiş olması bu açıklama tarzımızı doğrulamamaktadır. Bununla birlikte eğer buradaki adem-i cevaz görüşü, bunların arkasında namaz kılma fiilini işlemenin helal olmadığı anlamına yorulursa, o zaman problem kalmaz. Zira bir kimse, böyle birisinin arkasında namaz kılacak olursa, her ne kadar bu fiili helal değilse de, bu, kıldığı namazın sıhhatine mani değildir. Böyle izah edilirse ne ala, yoksa mesele çözümsüz (müşkil) dür.”[1]İbnu’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, I, 304.

Ali el-Karî, İbnu’l-Hümâm’ın üzerinde durduğu bu işkâlin çözümü sadedinde şunları söyler: “Bu meselenin çözümü konusunda şöyle düşünmenin mümkün olduğu açıktır: Fukahanın, ihtiyaten böyle bid’atçilerin arkasında namaz kılmanın butlanını kesin bir dille ifade etmiş olması, bu kimselerin kâfir olduğuna kesin bir şekilde inanmış olmalarını gerektirmez. Görmez misin ki fukaha, Hicr’in[2]Kâbe ile “hatîm” denen yarım daire şeklindeki duvar arasında kalan ve altın oluğun altına rastlayan yer. Kâbe’den olmadığını kesin bir şekilde ifade etmemiş olmakla birlikte, Hicr’e doğru namaz kılmanın da batıl olduğunu ihtiyaten söylemiştir. Hatta fukaha, zanlarının gereği olarak Hicr’in Kâbe’den olduğuna ve tavafın Hicr’in dışından yapılmasına hükmetmiştir.”[3]Ali el-Karî, Minahu’r-Ravdi’l-Ezher fî Şerhi’l-Fıkhi’l-Ekber, 428-9.

Ehl-i bid’atin tekfiri meselesini en tafsilatlı şekilde işleyenlerden birisi Kadı Iyâd’dır. eş-Şifâ’da mezhep imamlarının ve alimlerin konu hakkındaki kanaatlerini, Ali el-Karî’nin şerhiyle birlikte bu eserden mütalaa etmekte mutlak fayda var. Burada kısa bir özetini vereyim:

Bid’at ehlinin tekfiri meselesinde Selef’in ve sonra gelen ulemanın ihtilaf ettiğini zikrettikten sonra[4]Kadı Iyâd, eş-Şifâ (Ali el-Karî şerhi ile birlikte), II, 493 vd. (Ali el-Karî burada bid’at ehlinin tekfir edilmeyeceği görüşünü İmam el-Eş’arî ile Eş’arîler’in ekseriyeti ile İmam Ebû Hanîfe ve Hanefî fukahasının ekserisine ait olduğunu söyler), İmam Mâlik ve ashabının ihtilaflı görüşlerinin zikrine geçer. Burada İmam Mâlik’ten ve ashabından nakledilenlerin çoğunluğunun, bid’at ehlinin tekfir edilmeyeceği istikametinde olduğunu belirtir.

Daha sonra Selef alimlerinin, fukahanın, muhaddislerin ve kelamcıların ekseriyetinin, bid’at ehlinin tekfir edileceği görüşünde olduğunu söyler ve örnek olarak bazı isimler zikreder. Bir tevile dayalı olarak benimsediği görüşün yol açtığı netice küfre varan ve fakat küfrü amaçlamayan bir kimsenin durumu hakkında Selef’in ekserisinin tekfir, fukaha ve kelamcıların ekserisinin ise adem-i tekfir görüşünde olduğunu belirtir.

En az bi’at ehlinin tekfir edilmeyeceğini söyleyenlerin görüşü kadar, onlardan tevbe etmelerinin isteneceğini, etmezlerle öldürüleceklerini söyleyen ulemanın bu görüşü de önem taşımaktadır. Zira bu ulemadan birçoğundan nakledilen hükmün sonunda miraslarının vereselerine verileceği hükmü yer almaktadır ki, bu da onların küfren değil, hadden öldürüleceklerini gösterir.

Bu söylenenler, ulema ve fukaha arasında ehl-i bid’atın tekfir edileceğini söyleyenler bulunmadığı anlamına elbette gelmez. Benim de böyle bir kastım yok zaten. Mesele, küfür sözünü söylemek ile tekfir edilip mürted muamelesine tabi tutulmak arasındaki farkın tebellür ettirilmesidir.

Devam edecek.

Milli Gazete – 25 Ekim 2008

Kaynakça/Dipnot

Kaynakça/Dipnot
1 İbnu’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, I, 304.
2 Kâbe ile “hatîm” denen yarım daire şeklindeki duvar arasında kalan ve altın oluğun altına rastlayan yer.
3 Ali el-Karî, Minahu’r-Ravdi’l-Ezher fî Şerhi’l-Fıkhi’l-Ekber, 428-9.
4 Kadı Iyâd, eş-Şifâ (Ali el-Karî şerhi ile birlikte), II, 493 vd.